قَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا سُبْحَٰنَهُۥ هُوَ ٱلْغَنِىُّ … إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بِهَٰذَآ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ · قُلْ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ · مَتَٰعٌ فِى ٱلدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ
"'Allah çocuk edindi' dediler. O bundan münezzehtir; O, hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?' · De ki: 'Allah'a yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.' · Dünyada bir yararlanma; sonra dönüşleri bizedir."
| Basamak | İfade | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| 1 | Hüve'l-ğaniyy, lehû mâ fi's-semâvâti ve'l-ard | İhtiyaç yokluğu — evlat edinmenin gerekçesini kaldırıyor |
| 2 | İn indeküm min sultânin bi-hâzâ | Delil yokluğu — iddianın dayanağını soruyor |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki cümlenin ayrı ayrı kuruluşudur: birincisi iddiayı anlamsız, ikincisi dayanaksız kılıyor. Ve ikincisi sûrenin bilgi ekseninin bir uygulamasıdır.
غ-ن-ي kökü: muhtaç olmamak, kendi kendine yetmek. Ve kök sûrede üçüncü kez geçiyor (24 lem tağne, 36 lâ yuğnî, 68 el-ğaniyy). Üç geçişte de çekirdek aynı: yeterlilik.
| Ayet | İfade | Yeterli olan / olmayan |
|---|---|---|
| 24 | Ke-en lem tağne bi'l-ems | Yer — durabilmesi |
| 36 | Ez-zanne lâ yuğnî mine'l-hakk | Zan — yetmiyor |
| 68 | Hüve'l-ğaniyy | Allah — muhtaç değil |
سُلْطَٰن — kelimenin "delil" anlamı Sâffât 37/156 ve Ğâfir (Mü'min) 40/35, 40/56'da işlendi. Oraya dayanıyorum: sultân, Kur'an'da düzenli olarak dayanak, hüccet anlamında kullanılır.
أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ — ve bu cümle on sekizinci ayetteki cevapla aynı yapıdadır (e-tünebbiûnellâhe bimâ lâ ya'lemü). İki yerde de bilgi sorgulanıyor: biri Allah'ın bilgisi, öteki iddia sahibinin.
مَتَٰعٌ فِى ٱلدُّنْيَا — ve terkip yirmi üçüncü ayetteki metâa'l-hayâti'd-dünyâ ile aynıdır. İki yerde de aynı işi görüyor: süreyi kayıtlamak.