وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ نُوحٍ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦ … فَأَجْمِعُوٓا۟ أَمْرَكُمْ وَشُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ أَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ ٱقْضُوٓا۟ إِلَىَّ وَلَا تُنظِرُونِ
"Onlara Nûh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: 'Ey kavmim! Aranızda durmam ve Allah'ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa — ben Allah'a dayandım. Siz de ortaklarınızla birlikte işinizi kararlaştırın; sonra işiniz size dert olmasın; sonra bana hükmünüzü uygulayın ve bana süre tanımayın.' · 'Yüz çevirirseniz — ben sizden bir ücret istememiştim. Benim ücretim ancak Allah'a aittir ve bana, teslim olanlardan olmam emredildi.' · Onu yalanladılar; biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık, onları halifeler yaptık ve âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!"
| Sıra | Emir | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Fe-ecmiû emreküm ve şürakâeküm | Kararınızı toplayın |
| 2 | Sümme lâ yekün emruküm aleyküm ğumme | İşiniz size kapalı kalmasın |
| 3 | Sümme'kdû ileyye | Hükmünüzü uygulayın |
| 4 | Ve lâ tunzırûn | Süre tanımayın |
غُمَّة — kök غ-م-م: örtmek, bulut gibi kapamak. Ğamm — üzüntü; kökün resmi, göğün bulutla kapanmasıdır. Ve ğumme burada "kapalılık, belirsizlik" anlamındadır: kararınız kendinize kapalı kalmasın.
Enbiyâ 21/88'de ve necceynâhu mine'l-ğamm işlenmişti — Yûnus peygamberin kurtarıldığı şey aynı köktendir. Bunu bir lafız gözlemi olarak kaydediyorum; iki ayetin birbirine gönderme yaptığı iddiasında değilim.
ن-ظ-ر kökü: bakmak; ve IV. bâbda mühlet vermek (inzâr). Ve kök sûrede birçok yerde geçiyor: fentazirû (20, 102), men yenzuru ileyk (43), inzurû mâzâ fi's-semâvât (101), lâ tunzırûn (71). Aynı kök hem bakmak hem beklemek hem süre tanımak için kullanılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kök birliğidir: Arapçada beklemek ile bakmak aynı kökten gelir, çünkü bekleyen, gözünü bir yere dikmiş olandır. Ve sûrenin erteleme meselesi (11, 49) bu kökle örülüyor.
فَمَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ (72) — elçilerin ortak beyanıdır ve dizinde tablolandı (Tûr 52/40, Sâd 38/86, Nûh 71/3 bölümlerinde; Şuarâ 26/109 vd., Hûd 11/29). Oraya dayanıyorum.
وَجَعَلْنَٰهُمْ خَلَٰٓئِفَ (73) — ve on dördüncü ayetteki kelime dönüyor. İki yerde de aynı şey oluyor: bir topluluk gidiyor, yerine başkası geliyor. Fark, on dördüncü ayette muhatabın, burada kurtulanların halife kılınmasıdır.
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ — ve terkip otuz dokuzuncu ayette âkıbetü'z-zâlimîn olarak geçmişti. İki yerde de aynı emir: fenzur — bak.