وَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا · أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ … إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ · هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا
"Onların sözü seni üzmesin. Bütün üstünlük Allah'ındır; O işitendir, bilendir. · Bilin ki göklerde ve yerde kim varsa Allah'ındır. Allah'tan başkasına yalvaranlar aslında ortaklara uymuyorlar; onlar ancak zanna uyuyor ve ancak tahmin yürütüyorlar. · Geceyi içinde dinlenesiniz diye, gündüzü de aydınlık olarak yaratan O'dur. Bunda, işiten bir topluluk için âyetler vardır."
وَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ — ve bu, altmış ikinci ayetteki lâ hüm yahzenûn ile aynı köktendir (ح-ز-ن).
Ve terkip Kasas 28/56'daki sorumluluk tablosunda yer alıyordu (Lokmân 31/23 fe-lâ yahzünke küfruh, Fâtır (Melâike) 35/8 fe-lâ tezheb nefsüke aleyhim hasarât). Oraya dayanıyorum.
إِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا — ve tesellinin gerekçesi kaydedilmelidir: söz değil, sözün arkasındaki güç iddiası hedef alınıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin bağlamıdır: üzüntünün kaynağı sözün içeriği değil, söyleyenin konumudur. Ayet o konumu ortadan kaldırıyor.
يَخْرُصُونَ — خ-ر-ص kökü Zâriyât 51/10'da çözümlendi (kutile'l-harrâsûn) ve orada bu ayet de anılmıştı. Oraya dayanıyorum. Kökün somut anlamı: ağaçtaki hurmayı gözle tahmin ederek ölçmek. Yani hars, ölçmeden yapılan tahmindir.
Ve zann ile hars aynı cümlede geçiyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet iki kelimeyi üst üste koyarak bilgi iddiasını iki kez zayıflatıyor — uydukları şey zan, yaptıkları iş tahmin.
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا (67) — ayet Ğâfir (Mü'min) 40/61 ile kelime kelime aynıdır ve orada işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve sûre içindeki yeri kaydedilmelidir: beşinci ayette güneş ve ay zaman ölçüsü olarak anılmıştı; burada gece ve gündüz fayda olarak anılıyor — dinlenme ve görme. Aynı olgu, iki ayrı yönüyle.