وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ · وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ · قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ
"Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri geldiğinde, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara haksızlık yapılmaz. · 'Doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman?' diyorlar. · De ki: 'Allah'ın dilediği dışında, kendime bile bir zarar ya da fayda verecek güçte değilim. Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar ne de ileri geçerler.'"
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ — ilke Fâtır (Melâike) 35/24 (ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr) ve Kasas 28/59'da işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve Ra'd 13/7'de (ve li-külli kavmin hâd) iki okuma tablolanmıştı. Yûnus'taki cümle, orada tercih dayatılmayan birinci okumaya lafzen en yakın olandır: her ümmete gönderilmiş bir elçi.
مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ — soru Nebe''de tablolandı ve orada kaydedilmişti: bu sorular bilgi talebi değildir. Oraya dayanıyorum (Yûnus 10/48 orada anılmıştı).
قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا — cevap kaydedilmelidir: soru azabın zamanı hakkındaydı, cevap konuşanın yetkisi hakkında.
Ve cevabın kapsamı kaydedilmelidir: li-nefsî — "kendime bile". Yani sınır, başkaları üzerindeki yetkiyle değil, kişinin kendisiyle çiziliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kelimedir: cümle "size zarar veremem" demiyor; "kendime bile veremem" diyor. Ve on sekizinci ayette putlar için tam bu iki fiil kullanılmıştı: mâ lâ yadurruhüm ve lâ yenfeuhüm. Sûre, aynı iki fiili önce tapınılan şeyler, sonra elçi hakkında olumsuzluyor — ama aralarında bir kayıt var: illâ mâ şâallâh.
لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ — ecel dizinde birçok yerde işlendi (Ahkāf 46/3, Zümer 39/42, Fâtır (Melâike) 35/45, Lokmân 31/29, Ankebût 29/53, Ra'd 13/2). Tekrarlamıyorum.
Buraya ait olan fark: öteki yerlerde ecel kâinat ya da kişi içindi; burada ümmet için. Yani süre, topluluklara da yazılıyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet yalnız gecikmeyi değil öne alınmayı da reddediyor. Ve bu, on birinci ayetin karşılığıdır: orada acele isteyenler vardı; burada acelenin de mümkün olmadığı söyleniyor.