إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا إِنَّهُۥ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ
İleyhi merciuküm cemîâ, va'dallâhi hakkā, innehû yebdeü'l-halka sümme yuîdühû li-yecziye'llezîne âmenû ve amilu's-sâlihâti bi'l-kıst
"Hepinizin dönüşü O'nadır. Bu, Allah'ın gerçek bir vaadidir. O, yaratmayı başlatır, sonra onu tekrarlar — iman edip sâlih ameller işleyenleri adaletle ödüllendirmek için."
Ve dördüncü ayette muhatap "siz", kırk altıncı ve yetmişinci ayetlerde "onlar". Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: sûre aynı hükmü önce doğrudan hitapla, sonra üçüncü şahısla veriyor.
يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ — başlatma ve tekrarlama. Aynı ikili otuz dördüncü ayette bir soruya dönüşecek: hel min şürakâiküm men yebdeü'l-halka sümme yuîdüh. Yani dördüncü ayetteki bildirim, otuz dördüncü ayette bir sınama sorusu olarak geri geliyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
بِٱلْقِسْطِ — kök ق-س-ط: pay, hisse; ve buradan hakkı olanı vermek. Kelime sûrede kırk yedinci ve elli dördüncü ayetlerde iki kez daha geçecek — ve her üçünde de hüküm bağlamında.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ — hamîm: kaynar su. Kök Vâkıa ve Duhân'de işlendi; tekrarlamıyorum.