إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ
| 98/6 | 98/7 | |
|---|---|---|
| Açılış | إِنَّ ٱلَّذِينَ | إِنَّ ٱلَّذِينَ |
| Fiil | كَفَرُوا۟ | ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ |
| Kimlik kaydı | مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ | — yok — |
| Akıbet | فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا | (8. ayette) |
| Mühür | أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ | أُو۟لَٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ |
Kalıp aynı, kelime yerleri aynı, mühür cümlesi harf harf aynı — sadece bir kelime değişiyor: şerr / hayr.
Bu tür ikili kalıplar Kur'an'ın sık kullandığı bir tekniktir ve işlevi şudur: iki seçenek arasında üçüncü bir yer bırakmamak. Aynı cümle kalıbı iki kez kurulduğunda, okuyucu kendini ikisinden birinde aramak zorunda kalır.
6. ayet öznesini iki adla sınırlıyor: min ehli'l-kitâbi ve'l-müşrikîn. Yani kâfirler, hangi kaynaktan geldikleri belirtilerek anılıyor.
7. ayet hiçbir ad vermiyor. Ne "müminlerden", ne "şu topluluktan", ne "bu ümmetten". Sadece iki fiil: iman ettiler ve salih amel işlediler.
1. İyi taraf bir gruba kapatılmamıştır. Kötü taraf tarif edilirken kaynak belirtilmiş, iyi taraf tarif edilirken belirtilmemiş. Yani "en hayırlı olma" hali, bir mensubiyetle güvenceye alınamaz ve bir mensubiyetle engellenemez. Kapı adla değil, fiille açılır.
2. Ölçü, kimlik değil davranıştır. 6. ayette bile hükmü taşıyan şey keferû fiiliydi (kimlik onu sınırlıyordu); 7. ayette ise fiilden başka hiçbir şey yok. Sûre, tarafları belirlerken tek bir ölçü kullanıyor ve o ölçü ad değil.
Bu ikili, Kur'an'ın en sık tekrarlanan kalıplarından biridir ve tahlili Asr sûresi bölümünde yapıldı (s-l-h kökü; zıddı fesâd; ıslah ve sulh ile akrabalığı; es-sâlihât'ın belirli çoğul gelişi). Tekrarlamıyorum.
1. İki fiil de mazi (geçmiş zaman). Âmenû, amilû. Beklenirdi ki iman için isim cümlesi ya da süreklilik bildiren bir kalıp kullanılsın. Mazi kullanılması, işin gerçekleşmiş olmasını vurgular: niyet değil, olmuş bitmiş bir şey. İman edilmiş ve amel işlenmiş.
2. Sıralama bağlayıcıdır. Önce iman, sonra amel. Kur'an bu sırayı hiç bozmaz. Sebebi, amelin ancak bir yönelime bağlandığında anlam kazanmasıdır — 5. ayetteki muhlisîne lehü'd-dîn kaydının yaptığı iş de budur. Aynı fiil, farklı yönelimle farklı şey olur.
Bir yaratılmış nasıl "yaratılmışların en şerlisi" ya da "en hayırlısı" olabilir? Bu, insanı varlık sıralamasında olağandışı bir yere koyuyor: hem en alt hem en üst basamak insana açık.
Kur'an bu iki uçluluğu başka yerde açıkça ifade eder: "Biz insanı en güzel biçimde yarattık; sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik" (Tîn 95/4-5) — ve orada da hemen ardından istisna gelir: "iman edip salih ameller işleyenler hariç." Aynı istisna, aynı kelimelerle.
Bu iki uçluluğun sebebi, sûrenin bütün konusudur: beyyine. Bilgi almış olmak, insanı hem en yükseğe hem en alçağa çıkarabilir hale getirir. Bilgi almamış bir varlık ne yükselir ne düşer; sabittir. Yükselme ve düşme imkânı, delil aldıktan sonra doğar.