لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Lâ yaslâhâ ille'l-eşkâ Ellezî kezzebe ve tevellâ "Ona en bedbaht olandan başkası girmez — o ki yalanladı ve yüz çevirdi."
Kök: ص-ل-ي. Anlamı ateşe girmek, ateşte kavrulmak, ateşe maruz kalmak. Salâ — ateşte kızartma; Arapçada eti ateşe tutup pişirmek bu kökle anlatılır.
Kur'an'da sık kullanılır: "Yakında alevli bir ateşe girecek" (Tebbet 111/3 — seyaslâ); "Cehenneme girin" (İnşikâk 84/12'de benzer kullanımlar).
| Ayet | Fiil | Çatı | Kim yapıyor |
|---|---|---|---|
| 92/15 | lâ yaslâhâ | Etken | Kişi kendisi giriyor |
| 92/17 | ve seyücennebühâ | Edilgen | Kişi uzak tutuluyor |
Ateşe girmek kişinin kendi fiili; ateşten korunmak ise ona yapılan bir iş. Kurtuluş, kişinin başarısı olarak değil, kendisine yapılan bir şey olarak kuruluyor. Bu, Kur'an'ın genel çizgisiyle uyumlu — Bakara 2/5'te de hidayet "Rablerinden" gelen bir şey olarak nitelenmişti.
Kelime ef'al vezninde ism-i tafdîl: "daha/en bedbaht". Şems 91/12'de eşkâhâ olarak geçmişti.
Sorun şu: "Ateşe en bedbaht olandan başkası girmez" cümlesi, orta derecede bedbaht olanların girmeyeceğini ima eder gibi duruyor. Bu, Kur'an'ın başka yerlerdeki beyanlarıyla uyuşmaz.
| Cevap | Açıklama |
|---|---|
| İsm-i tafdîl burada üstünlük bildirmiyor | Arapçada ef'al vezni bazen karşılaştırma olmadan, sadece vasfı belirtmek için kullanılır. "En bedbaht" değil, "bedbaht olan" demektir. Bu, dilcilerin kabul ettiği bir kullanımdır |
| Karşılaştırma cins içinde | Bedbahtlar arasında en ileri gidenler kastedilmiştir; sûrenin tarif ettiği tip (yalanlayan ve yüz çeviren) bu sınıfın en uç örneğidir |
| Kastedilen belirli bir kişi | Nüzul sebebi rivayetlerine dayandırılır; aşağıda ele alınacak |
Birinci cevap dil bakımından en sağlam olanıdır. İkincisi de metne uyar. Kesin bir tercih belirtmiyorum.
Bir de simetri var: on yedinci ayette ٱلْأَتْقَى gelecek — aynı vezinde, aynı kalıpta. İki ism-i tafdîl karşı karşıya. Sûre, iki uç tipi aynı gramer kalıbıyla kuruyor.
Kök: و-ل-ي. Bu kök zengin: veliyy (dost, yakın), velâyet, mevlâ, evlâ — hepsi yakınlık bildirir. V. babda (tevellâ) ise iki zıt anlam taşır: hem "üstlenmek, sahiplenmek" hem "yüz çevirip gitmek". İkinci anlam burada geçerlidir.
İki fiilin birlikte gelmesi, sûrenin baştan beri sürdürdüğü yapıyı tekrarlıyor: iç ile dışın uyumu. Beşinci ayette veren kişi aynı zamanda tasdik ediyordu; burada yalanlayan aynı zamanda yüz çeviriyor.
Ve dikkat: dokuzuncu ayette de aynı fiil vardı — "ve kezzebe bi'l-husnâ". Sûre, on beşinci ayette o kişiye geri dönüyor. On altıncı ayet, sekiz-onuncu ayetlerde tarif edilen tipin özeti.