فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّىٰ
Kök ن-ذ-ر Bakara 2/6 bahsinde ele alındı. Kısaca: inzâr, gelecek bir tehlikeyi önceden haber vermektir. Kelimenin içinde iki şart vardır — tehlike gerçek olacak, ve haber tehlike gelmeden önce verilecek.
Fiilin kipi dikkat çekici. Enzertüküm — mâzî, geçmiş zaman: "sizi uyardım". Gelecekte olacak bir şeyden söz ediliyor ama fiil geçmiş.
Bu, Arapçada bir vurgu tekniğidir: gerçekleşmesi kesin olan bir iş, sanki olmuş gibi mâzî ile anlatılır. Burada iki katmanı var: hem uyarının fiilen yapılmış olduğu (bu sûre uyarının kendisidir), hem de uyarılan şeyin kesinliği.
Ve öznedeki geçiş. On üçüncü ayette özne çoğuldu (aleynâ, lenâ — biz). On dördüncü ayette tekile dönüyor: enzertü — uyardım. Sonra on beşinci ayette üçüncü şahsa geçecek. Kur'an'da hitabın yön değiştirmesine iltifat denir ve dikkat çekmek için kullanılır.
Bu geçişte kimin konuştuğu tartışılmıştır: fiilin fâili Allah mı, Peygamber mi? Çoğunluk Allah der; siyak (önceki iki ayetin "biz"i) bunu destekler. Bir kısım müfessir Peygamber'in sözü olarak okur.
Asr sûresindeki husrin için söylenen burada da geçerli: belirsizlik, tarif edilemezlik ve dehşet bildirebilir. "Öyle bir ateş ki."
لَظَىٰ, Kur'an'da cehennemin adlarından biri olarak geçer: "Hayır! O, Lazâ'dır; uzuvları söküp koparandır" (Meâric 70/15-16).
Fiilin aslı تَتَلَظَّىٰ'dır (tetelezzâ); iki tâ'nın yan yana gelmesinin ağırlığından kaçınmak için biri düşürülmüştür. Kur'an'da bu hafifletme sık görülür.
V. bab (telezzâ) dönüşlü ve sürerlik bildirir: kendi kendine alevlenmek, alev alev olmak. Ateş dışarıdan yakılmıyor; kendi alevini üretiyor.
Bu, sûrenin genel mantığıyla uyumlu. Yedinci ve onuncu ayetlerde sonuçlar kişinin fiilinden kolaylaştırılarak doğuyordu. Burada da ateş, kendi kendine yanan bir şey olarak tarif ediliyor.