وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا
Kök: c-l-v. Somut anlamı cilalamak, parlatmak, pastan ve kirden arındırıp yüzeyi görünür kılmak. Türkçedeki cila bu köktendir. Celâ es-seyfe — kılıcı parlattı, yani üstündeki tabakayı kaldırıp asıl yüzeyini ortaya çıkardı.
Kalıp önemli. Fiil تَفْعِيل babında (II. bab), yani geçişli ve yoğunlaştırılmış: sadece "açtı" değil, "açtıkça açtı, iyice ortaya çıkardı". Bu bab çoğu zaman işin tekrarını veya şiddetini gösterir.
Bunu Leyl sûresindeki karşılığıyla karşılaştırmak gerekiyor, çünkü fark anlamlı: orada aynı kök تَجَلَّى (V. bab) olarak geliyor — "ve'n-nehâri izâ tecellâ" (Leyl 92/2). V. bab dönüşlüdür: "kendini açtı, ortaya çıktı." Şems'te gündüz bir şeyi açığa çıkarıyor; Leyl'de gündüz kendisi ortaya çıkıyor. Şems bir nesneye işaret ediyor, Leyl işaret etmiyor. Bu, iki sûrenin farklı yerlere baktığının ilk işareti.
| Görüş | Okuyuş | Gerekçe | Zorluğu |
|---|---|---|---|
| Güneşi | Gündüz güneşi görünür kılar | En yakın müennes isim | Aslında güneş gündüzü meydana getirir, tersi değil — bu itiraza şöyle cevap verilir: gündüzün ilerlemesi güneşin tam görünmesini sağlar |
| Yeryüzünü / dünyayı | Gündüz yeryüzünü aydınlatır, her şeyi görünür kılar | Anlam en tabiî hale gelir; sûrede ilerideki ayette el-ard geçiyor | Zamirin mercii henüz anılmamıştır |
| Karanlığı | Gündüz karanlığı giderir (celâ'nın "uzaklaştırma" anlamıyla) | Kökün ikinci anlamı buna elverişli | Karanlık metinde anılmıyor |
Üçünde de sonuç aynı yere çıkıyor: gündüz, örtüyü kaldıran şeydir. Zamirin mercii ne olursa olsun ayetin işi değişmiyor. İhtilafı kaydetmek gerekiyor ama büyütmeye değmez.