أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
Beşinci ayet: kimse bana güç yetiremez. → Bu bir kudret zannıdır. Yedinci ayet: kimse beni görmedi. → Bu bir ilim zannıdır.
Aradaki altıncı ayet ise ikisinin arasındaki köprüdür: "yığınla mal harcadım." Yani adam, hem gücüne hem gizliliğine güveniyor ve ikisini de malla kuruyor.
Sıralamanın kendisi bir yapı: güç zannı önce, görülmeme zannı sonra. Sebebi şu olabilir — güç yetiremeyecekleri sananın bir sonraki adımı, hesap sorulmayacağını sanmaktır. Görülmemek, güç yetirilememenin daha derin halidir. Birincisi "yakalanamam" der, ikincisi "zaten kimse bilmiyor" der.
Kök: ر-ء-ي. Görmek. Fîl sûresinde bu fiilin hem gözle görmeyi hem bilmeyi kapsadığı işlenmişti; burada da her iki anlam açıktır.
Fiilin geçmiş zaman olması dikkat çekicidir. "Kimsenin onu görmeyeceğini" değil, "kimsenin onu görmediğini". Yani mesele gelecekte yakalanmak değil, geçmişte yapılanların kayda geçmemiş olması.
Bu, sûrenin bağlamıyla birleştiğinde şu anlama geliyor: adam malını nereye harcadığını, nasıl kazandığını, kime ne yaptığını kimsenin bilmediğini sanıyor. Övündüğü rakamın arkasında ne olduğunu.
Ayet "kimse onu görmedi" diyor ama görülmeyen şeyin ne olduğunu söylemiyor. Bu boşluk kasıtlıdır: her okuyucu kendi boşluğunu doldurur.
Ve bir sonraki ayet, bu boşluğu beklenmedik bir yerden kapatıyor. "Kimse görmedi" diyene verilen cevap, "elbette görüldü" değil; "sana iki göz vermedik mi?"
Yani cevap, görülme meselesini adamın kendi bedenine çeviriyor. Bu geçişi bir sonraki bölümde ele alıyorum.