أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
Kök: ح-س-ب. Bu kökün iki fiil taşıdığı — hasebe (saydı, hesapladı) ve hasibe (sandı, zannetti) — Hümeze sûresinde ayrıntılı işlendi. Orada addede (saydı) ile yahsebü (sandı) arasındaki yakınlığa değinilmişti: sayan kişi yanlış hesap yapıyor.
Aynı yakınlık burada da işliyor ve daha da açık: beşinci ayette "sanıyor", altıncı ayette "yığınla mal" var. Yani Hümeze'deki aynı figür, aynı kökle, aynı sırayla karşımıza çıkıyor.
Fiilin muzâri (geniş zaman) gelmesi süreklilik bildirir: bir kere böyle düşünmüş değil; bu onun sürekli haldeki zannı.
Ve soru inkârî istifhâmdır: cevap beklenmiyor, sorunun kendisi bir ret. "Sanıyor mu?" = "Öyle mi sanıyor gerçekten?"
2. Ölçmek, takdir etmek, daraltmak. Bir şeye ölçü koymak; ölçüyü daraltmak. Kur'an bunu açıkça kullanır: "Rızkını daraltır" (Fecr 89/16); "Kimin de rızkı daraltılmışsa" (Talâk 65/7).
"Zünnûn'u da an; hani öfkelenerek gitmişti ve kendisine güç yetiremeyeceğimizi sanmıştı (fe-zanne en len nakdira aleyh)" (Enbiyâ 21/87)
Yapı neredeyse aynıdır: bir zan fiili + en len nakdira/yakdira aleyhi. Bu paralellik anlamlıdır, çünkü Enbiyâ ayetinde bu zannın bir peygambere nispet edilmesi klasik müfessirleri uzun uzun uğraştırmıştır ve orada fiilin ikinci anlamıyla ("üzerine daraltmayacağımızı sandı") okunması yaygın bir çözümdür. Burada ise böyle bir zorluk yok: özne, kendini güçlü sanan bir insandır.
Kök: و-ح-د (başındaki vâv hemzeye dönüşmüştür). Bu kelimenin ayrıntılı tahlili İhlâs sûresinde yapıldı: ehad ile vâhid arasındaki fark, ve ehad'in ezici çoğunlukla olumsuz bağlamda "hiç kimse" anlamında kullanılması.
Burada tam olarak o kullanım var: olumsuz cümlede, "hiç kimse". Kelimenin Kur'an'daki tipik yeri burasıdır — İhlâs sûresindeki olumlu kullanım ise istisnaydı.
Ve bir nükte: kelime bu sûrede iki kez, iki ayette geçiyor (5 ve 7). İkisinde de aynı işi yapıyor: adamın zihnindeki boşluğu doldurmak. "Hiç kimse" güç yetiremez, "hiç kimse" görmedi. Adamın dünyasında iki tane "hiç kimse" var.