وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Ve'llezîne keferû bi-âyâtinâ hüm ashâbü'l-meş'eme "Ayetlerimizi inkâr edenler ise, uğursuzluğun adamlarıdır."
- 18: ülâike (işte onlar) + ashâbü'l-meymene
- 19: ellezîne keferû bi-âyâtinâ (ayetlerimizi inkâr edenler) + hüm + ashâbü'l-meş'eme
On sekizinci ayette özne tarif edilmiyor, sadece işaret ediliyor — çünkü tarifi zaten önceki ayetlerde yapıldı (yokuşa atılan, iman eden, tavsiyeleşen).
On dokuzuncu ayette ise özne yeniden ve açıkça tarif ediliyor: "ayetlerimizi inkâr edenler". Ve araya bir de هُمْ (onlar) zamiri giriyor, ki bu Arapçada hasr (sınırlama) bildirir: asıl onlardır.
Bu asimetri şunu yapıyor: birinci grup bir süreçle tanımlanmıştı (yokuşa tırmanma), ikinci grup bir tavırla tanımlanıyor (inkâr). Ve inkârın nesnesi belirtiliyor: âyâtinâ — ayetlerimiz.
Bir gözlem daha: birinci grup için hiç "iman etti" fiili tek başına kullanılmadı — "iman edenlerden oldu" denmişti. İkinci grup için ise doğrudan fiil kullanılıyor: keferû. Yani inkâr bireysel bir fiil olarak, iman ise bir aidiyet olarak tarif ediliyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.
Kalıp yine mef'ale — bu sûredeki altıncı kullanım (mesğabe, makrabe, metrabe, merhame, meymene, meş'eme). Sûrenin son yarısında bu kalıp bir ritim haline geliyor.
"Sizler üç sınıf olduğunuzda: sağın adamları — ne mutlu sağın adamlarına! Solun adamları — ne kötü solun adamlarına!" (Vâkıa 56/7-9)
Aynı iki tabir, aynı yapıda. Ayrıca Kur'an amel defterinin sağdan ya da soldan/arkadan verilmesinden de söz eder (Hâkka 69/19, 25; İnşikâk 84/7, 10).
Bir sınır çizmek gerekiyor: Bu ayrım bir yön sembolizmidir ve dilin kendi içinde kurulmuş bir uğur-uğursuzluk ilişkisine dayanır. Buradan fizikî sağ elin ya da sol elin kendisi hakkında bir hüküm çıkarılamaz. Kur'an'ın kullandığı şey, muhatabın dilinde hazır duran bir ayrımdır.