ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا۟ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ … وَمِنَ ٱلْأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ
"Bedevîler, inkâr ve münafıklık bakımından daha katıdırlar ve Allah'ın Resulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar… Bedevîlerden kimi de Allah'a ve âhiret gününe inanır."
Doksan yedinci ayet bir tespit yapıyor; doksan sekizinci ayet bir kesimi anlatıyor; doksan dokuzuncu ayet ise ve mine'l-a'râbi men yü'minü billâhi ve'l-yevmi'l-âhir diyerek aynı topluluğun içinden karşıt bir kesimi anıyor.
| Ayet | Kim | Ne |
|---|---|---|
| 97 | el-A'râb — genel tespit | Eşeddü küfran ve nifâkā |
| 98 | Ve mine'l-a'râbi men… | Verdiğini zarar sayan |
| 99 | Ve mine'l-a'râbi men… | Verdiğini yakınlık sayan |
İki ayette de min edatı (teb'îz) var: "bedevîlerden kimi." Yani ayet, topluluğu ikiye ayırıyor ve ikisini de kendi vasfıyla anıyor.
Ve doksan yedinci ayetin gerekçesi de metinde veriliyor: ve ecderu ellâ ya'lemû hudûde mâ enzelallâh — hükümlerden uzak yaşamaları. Yani tespit bir soy ya da kimlik hükmü değil, bir durum tespitidir; ve sebebi coğrafî mesafedir.
A'râb kelimesinin "Araplar" değil bedevîler demek olduğu Fetih ve Hucurât 49/14'te işlendi; oraya dayanıyorum. STYLE gereği hiçbir etnik ya da toplumsal gruba toptan hüküm kurulmamaktadır ve sûrenin kendisi zaten kurmuyor.
مَغْرَمًا (98) — kök غ-ر-م: borç, zarar, ödenmesi gereken bedel. Kök Vâkıa 56/66'da (innâ le-muğramûn) ve Tûr, Kalem'de işlendi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin aynı fiili kullanmasıdır: harcanan şey aynı; değişen, harcayanın onu ne saydığı. Ve Tevbe 9/60'ta sadakaların sarf yerleri sayılmıştı — burada sadakanın sahibindeki karşılığı anlatılıyor.