عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟
Afallâhu anke lime ezinte lehüm hattâ yetebeyyene leke'llezîne sadakū ve ta'leme'l-kâzibîn · Lâ yeste'zinüke'llezîne yü'minûne billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri en yücâhidû bi-emvâlihim ve enfüsihim; vallâhu alîmün bi'l-müttekīn · İnnemâ yeste'zinüke'llezîne lâ yü'minûne billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri ve'rtâbet kulûbühüm fe-hüm fî raybihim yeteraddedûn
"Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve yalancıları bilinceye kadar niçin onlara izin verdin? · Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmek konusunda senden izin istemezler. · Senden izin isteyenler ancak, Allah'a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşmüş olanlardır; onlar şüpheleri içinde bocalayıp dururlar."
| Görüş | Cümle ne bildiriyor |
|---|---|
| A | Bir af bildirimi — hitabın başında gelmesi, sonraki sorunun sertliğini yumuşatır |
| B | Bir dua kalıbı — Arapçada "Allah senden razı olsun" gibi bir hitap açılışı |
| C | Bir itâb (nazik uyarı) — arkasından gelen soru sebebiyle |
Bu tefsirde tercih yapılmıyor. Ve peygamberlerin ismeti meselesi bir kelâm tartışmasıdır; mezhepler arasında kapsam farkları vardır. Fetih 48/2'de düşülen kayıt burada da korunuyor: o tartışmaya girilmemektedir.
Ayetin lafzından doğrulanabilen şudur ve bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: cümle, sorudan önce geliyor. Yani sıra şudur: önce af, sonra soru. Bunun tersi de mümkündü; değil.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kelime, kararsızlığı bir hareket olarak resmediyor — ileri gidip geri gelme. Ve Münâfikûn'de kaydedilen "iki kapılı olma" tarifi ile aynı alandadır; oraya dayanıyorum.