فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ
Baştaki fâ, bir önceki ayetin sonucunu bildiriyor: gizlilikler yoklandığında, kişinin elinde hiçbir şey kalmaz.
Lehû — "onun". Sûrede en son anılan tekil kişi insandır (5. ayet). Çoğunluk zamiri oraya bağlar. Yani ayet, gizlilikleri yoklanan insandan söz ediyor.
مِن burada anlam katmayan bir edattır — nahiv dilinde zâide. İşlevi, olumsuzlamayı kapsayıcı hale getirmektir.
Fark şudur: mâ lehû kuvvetün = "gücü yok". Mâ lehû min kuvvetin = "hiçbir gücü yok". Zâid min, olumsuzluğu tek tek bütün ihtimallere yayar (nahivde buna istiğrâk denir).
Bu edatın Kur'an'daki en bilinen örneklerinden biri de aynı çerçevededir: "Onun için Allah'tan başka ne bir dost vardır ne de bir yardımcı" (Bakara 2/107 ve benzer ifadeler).
- قُوَّة (kuvvet) — kişinin kendi gücü. İçeriden gelen. Kendini savunma, direnme, kaçma imkânı.
- نَاصِر (nâsır) — dışarıdan gelen destek. Yardım eden, arka çıkan.
Bir insanın bir sıkıntıdan çıkma yolu ikidir: ya kendi gücüyle çıkar, ya birinin yardımıyla. Ayet iki kapıyı da ayrı ayrı kapatıyor. Bu, İhlâs sûresinde gördüğümüz yöntemin bir başka örneğidir: bir şeyi reddederken kaçış yollarının tamamını saymak.
Kök: ن-ص-ر. Bu kök Nasr sûresi bölümünde ele alındı. Kısaca: birine düşmanına karşı yardım etmek, destek olmak, galip getirmek.
Buraya ait bir sözlük notu: Arapçada aynı kök yağmur için de kullanılır. Nasara'l-ğaysu'l-arda — yağmur toprağa yardım etti; ardun mensûra — yağmur almış toprak. Bu kullanım sözlüklerde kaydedilir.
Ve dikkat çekici olan şu: sûrenin bir sonraki bölümü tam olarak bu görüntüyü kuracak — gökten inen su, yarılan toprak. Yani 10. ayette "nâsır yok" denen kişi, 11-12. ayetlerde toprağa gelen nusretin tarifiyle karşılaşacak. Toprak yardım alıyor; o gün insan almıyor.
Bunu bir kelime oyunu iddiası olarak sunmuyorum. Kökün yağmur anlamı sözlüklerde kayıtlıdır, ayetlerin sırası da metinde durur; aradaki ilişkiyi kuran benim ve bağlayıcı değildir.
Kur'an "yardımcı" için genellikle نَصِير (nasîr) kelimesini kullanır: "Allah size yeter; ne güzel mevlâ, ne güzel nasîr" (Enfâl 8/40 ve benzerleri).
Burada nâsır seçilmiş. İki kelime aynı kökten ama farklı kalıplardadır: nasîr sıfat-ı müşebbehedir ve sürekliliği, nâsır ism-i fâildir ve fiili bildirir.
Fark ince: nasîr "yardımcı olan biri", nâsır "yardım eden biri". İkincisi eylemi öne çıkarır. Ayet o gün yardım eyleminin gerçekleşmeyeceğini söylüyor.
Bir de fasıla var: sûrenin ilk on ayetinin ses düzeni -ir/-iz/-ib biçimindedir. Nasîr deseydi ses uyardı ama vezin değişirdi; nâsır, hem sesi hem kalıbı tutuyor. Bu tür durumlarda fasıla gerekçesini önce söylemek gerekir, çünkü aksi halde anlama dayalı bir izah uydurmuş oluruz — Duhâ sûresi bölümünde bu ilke kaydedilmişti.
Gözetleniyorsun (4). Nereden geldiğine bak (5-7). Seni oradan getiren, geri de getirir (8). O gün içindekiler yoklanacak (9). Ve o gün ne kendi gücün olacak ne birinin desteği (10).