وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ
- مَدَّ يَدَهُ — elini uzattı.
- مِدَاد — mürekkep. Kalemin ucundan uzayan şey. "Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa…" (Kehf 18/109).
- مَدَد — takviye, gelen destek. Uzatılarak gönderilen kuvvet.
- إِمْدَاد — beslemek, sürekli vermek. "Onlara meyve ve etten bol bol veririz" (Tûr 52/22).
- مُدَّة — süre. Zamanın uzatılmış hali.
Fiil yine edilgen: müddet — "uzatıldı". Bir önceki ayetteki hukkat gibi. Yer kendi kendine düzleşmiyor.
"O, yeri uzatıp yayan (medde'l-arda), orada sabit dağlar ve ırmaklar var edendir." (Ra'd 13/3)
"Yeri de uzatıp yaydık (medednâhâ) ve oraya sağlam dağlar yerleştirdik." (Hicr 15/19)
İki ayette de medd fiili, yerin insan için yaşanabilir hale getirilmesini anlatır: serilmiş, açılmış, üzerinde yürünebilir bir yüzey.
Şimdi İnşikâk 84/3'e dönün: aynı fiil, aynı nesne — ama sonuç zıt.
Fark nerede? Ra'd ve Hicr'de yayma işleminin yanında dağlar var. Yer serilir ve üzerine sabitleyiciler konur. İnşikâk'ta ise dağlardan söz edilmez; yer serilir ve üzerinde hiçbir şey kalmaz.
Klasik müfessirlerin bu ayeti açıklarken kullandığı benzetme şudur: müddet ke-mâ yümeddü'l-edîm — "deri gerilir gibi gerildi". Tabaklanan bir deri kazıklarla gerildiğinde bütün kırışıklıkları açılır, üzerindeki her şey düşer, düz bir yüzey kalır.
"Onu dümdüz, bomboş bir alan halinde bırakır; orada ne bir çukur ne bir tümsek görürsün." (Tâhâ 20/106-107)
Yani yerin sonu, yerin başlangıcının abartılmış halidir: serilmişti, iyice serildi. Ve iyice serildiğinde artık yaşanacak bir yer olmaktan çıktı.
Buradaki fikir şu olabilir — kendi okumam olarak söylüyorum: yeryüzünü yaşanabilir kılan şey yalnızca düzlüğü değil, üzerindeki girinti ve çıkıntılarıdır. Dağ, vadi, mağara, sınır. İnsan hayatı bu girintilerin içinde kurulur: barınmak, saklanmak, ayırmak, sahiplenmek. Yer tam olarak düzleştiğinde saklanacak yer de kalmaz. Bir sonraki ayet zaten bunu söyleyecek.