إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ
Arapçada gelecek zaman için iki şart edatı vardır ve aralarındaki fark bu tefsirde birkaç kez işlenmesi gereken bir farktır:
- إِنْ (in) — olması şüpheli, ihtimalli olan için.
- إِذَا (izâ) — olacağı kesin, sadece vakti bilinmeyen için.
Kur'an, kıyamet sahnelerini neredeyse istisnasız izâ ile açar: İze'ş-şemsü küvvirat (Tekvîr 81/1), İzâ zülzileti'l-ardu (Zilzâl 99/1), İzâ vakaati'l-vâkıa (Vâkıa 56/1). Edatın kendisi bir hüküm taşıyor: tartışılan şey "olacak mı" değil, "ne zaman"dır.
Bu, sûrenin ilerideki tartışmasıyla doğrudan bağlanıyor. Yirmi ikinci ayette "inkâr edenler yalanlamaktadır" denecek. Yalanlanan şey, birinci ayette zaten kesin kipiyle konmuş durumda.
Kök س-م-و: yükselmek, yüksek olmak. Semâ, "yukarıda olan"dır; aynı kökten ism (ad — bir şeyi yükselten, öne çıkaran işaret) ve esmâ gelir.
Kelime Arapçada tek bir şeyi göstermez: başın üzerindeki her şey semâdır — atmosfer, bulut, yıldızlar, ve görülmeyen üst âlem. Kur'an bu genişliği korur ve daraltmaz. Kıyamet tasvirlerinde "semâ"nın hangi katmanı kastedildiğini metin söylemez; söylemediği yerde biz de söylemiyoruz.
Kök: ش-ق-ق. Somut anlamı yarmak, ikiye ayırmak, çatlatarak bölmek. Kökün türevleri, anlamın nereye doğru açıldığını gösteriyor:
- شِقّ (şıkk) — yarılan iki parçadan biri; yarım. Türkçedeki "şık" (seçeneklerden biri) kelimesi bu köktendir: bir bütünün ayrılmış parçası.
- شَقّ (şakk) — çatlağın, yarığın kendisi.
- شَقِيق (şakîk) — öz kardeş. Dilcilerin izahı: aynı kökten yarılmış olan. Türkçedeki "şakîk" kullanımı da buradan gelir.
- مَشَقَّة (meşakkat) — zorluk, zahmet. Dilcilerin naklettiği izah: zorluk, insanı yaran, yıpratan şeydir.
- شِقَاق (şikāk) — ayrılık, bölünme, husumet. Kur'an bunu topluluklar için kullanır: "Eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak bir ayrılık (şikāk) içindedir" (Bakara 2/137).
Bu son iki türev önemlidir. Kökün içinde hem fiziksel yarılma, hem zahmet, hem de ayrılık var. Aynı kök, bir kayanın çatlamasını da, bir insanın yıpranmasını da, iki topluluğun birbirinden kopmasını da adlandırıyor.
Ayetteki fiil إِنْفِعَال (infi'âl) babındadır: inşakka. Bu bab Arapçada mutâvaat bildirir — yani bir dış etkiyi kabul etmek, o etkiye uğramak. Şakka (yardı) fiilinin karşılığı inşakka'dır (yarıldı, yarılmayı kabul etti). Gök kendi kendine çatlamıyor; kendisine yapılan bir işe boyun eğiyor.
Bu ayrıntı bir sonraki ayete hazırlıktır: gök yarılıyor ve hemen ardından "Rabbini dinledi" deniyor. Yarılma zaten bir itaat biçimi olarak sunuluyor.
| Ayet | Yarılan | Neye açılıyor |
|---|---|---|
| Kamer 54/1 | وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ — ay yarıldı | Bir işaret |
| Abese 80/26 | ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا — yeri yardık | Taneye, rızka |
| Kāf 50/44 | يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا — yer onlardan yarılır | Ölülerin çıkışına |
| Furkān 25/25 | وَيَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلْغَمَٰمِ — gök bulutla yarılır | Meleklerin inişine |
| Rahmân 55/37 | فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَٱلدِّهَانِ — yarılıp gül gibi/yağ gibi olur | Renk değişimine |
| Hâkka 69/16 | وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ — yarılır, o gün gevşemiştir | Çözülmeye |
Abese 80/26'daki geçiş özellikle dikkat çekicidir: aynı fiil, rızkın çıkması için toprağın yarılması anlamında kullanılıyor. Yani kök tek başına yıkım bildirmez; yarılmanın ne olduğu, yarılan şeyin ne bıraktığına bağlıdır.
Kur'an göğün açılmasını üç ayrı kökle anlatır ve üçü aynı şey değildir. Bu ayrımı kurmak, ayetin ne dediğini görmek için gerekiyor.
ف-ل-ق (felak). Bu tefsirde Felak sûresi bölümünde ayrıntılı işlendi. Oradaki tespit şuydu: falq, kapalı bir şeyin yarılıp içinden bir şey çıkmasıdır — tohumun çatlaması, sabahın gecenin içinden çıkması. Yarılma bir doğum biçimidir; sonucunda hayat vardır.
ف-ط-ر (fatr). Kökün somut anlamı da yarmaktır; ama bu kökün asıl yükü başlangıç üzerinedir. Aynı kökten fâtır (yoktan var eden), fıtrat (ilk yaratılış hali) ve iftâr (orucun açılması, ilk yemeye başlama) gelir. Yani fatr, bir şeyi ilk kez yarıp var etmektir; yarılma burada kuruluşun adıdır.
ش-ق-ق (şakk). Bu kökte ne doğum vardır ne kuruluş. Burada olan şey bütünün parçalanmasıdır. Ve kökün diğer dalları — meşakkat (yıpranma), şikāk (ayrılık) — hep aynı yöne bakar: bir şey bir arada duruyordu, artık durmuyor.
Üçünü bir cümlede toplarsak: felak, kapalıyı açar; fatr, yoktan yarıp kurar; şakk, kurulmuş olanı böler.
Ve İnşikâk sûresinin seçtiği kök budur. Sûrenin bütün konusu bir arada duran şeylerin dağılmasıdır: göğün bütünlüğü bozuluyor, yerin içindekiler dışarı atılıyor, insanın hayat boyu bir arada tuttuğu ne varsa ortaya seriliyor. Kök seçimi, sûrenin muhtevasına uyuyor.
Bunu bir kök karşılaştırması olarak sunuyorum; üç kökün sözlük anlamları klasik dil kaynaklarında bu şekilde verilir. Kökler arasında kurduğum kavramsal işbölümü ise benim okumamdır, nakil değildir.