وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سِجِّينٌ • كِتَٰبٌ مَّرْقُومٌ
Ve mâ edrâke mâ siccîn • kitâbün merkūm "Siccîn'in ne olduğunu sen ne bilirsin? İşaretlenmiş bir yazıdır."
Mâ edrâke kalıbı Hümeze, Kadr ve İnfitâr bölümlerinde ele alındı ve orada kaydedilen kural şuydu: kalıp mâzî geldiğinde arkasından açıklama gelir, muzari geldiğinde gelmez.
Soru siccîn hakkındaydı: "siccîn nedir?" Cevap ise siccîni değil, kitabı tarif ediyor: "işaretlenmiş bir yazıdır."
| Görüş | Açıklama |
|---|---|
| Siccîn, kitabın kendisidir | O zaman soru ile cevap örtüşür: siccîn bir yerin değil, o kitabın adıdır |
| Cevap, 7. ayetteki kitâba dönüyor | Kitâbün merkūm, "onların kitabı işaretlenmiş bir yazıdır" demektir; siccînin ne olduğu açıklanmadan bırakılıyor |
| Cevap, siccînin içindekini tarif ediyor | Siccîn bir yerdir; içinde ne olduğu söyleniyor |
İkinci görüş metnin lafzına en uygun olanıdır ve önemli bir sonuç doğuruyor: sûre soruyu soruyor, sonra soruyu cevapsız bırakıp başka bir şey söylüyor.
Bu, Hümeze bölümünde kaydedilen tespitle uyumludur: mâ edrâke kalıbı bilgi vermeden önce bilginin yetmeyeceğini ilan eder. Orada denmişti ki "sûre, tarif ettiği şeyin tarif edilemeyeceğini söyledikten sonra tarif ediyor."
Burada bir adım daha ileri gidiliyor: tarif etmiyor bile. Yerin adı söyleniyor, sorusu soruluyor, ve cevap yerine kaydın niteliği veriliyor.
Ve bu, aynı sûrede iki kez tekrarlanacak: 19. ayette illiyyûn için de aynı soru sorulacak ve aynı cevap verilecek — kitâbün merkūm. İki yerde de kelime açıklanmadan bırakılıyor.
Buradan çıkarılacak sonuç şudur ve kendi okumam olarak sunuyorum: sûre, iki yerin ne olduğunu bilmemizin gerekmediğini söylüyor. Gerekli olan bilgi, kaydın niteliğidir. Nerede tutulduğu değil, nasıl tutulduğu.
Kök: ر-ق-م. Ve bu kelimenin anlamı üzerinde dikkatli olmak gerekiyor, çünkü modern Arapçadaki anlamı ile klasik anlamı arasında fark vardır.
Modern Arapçada رقم "sayı, rakam" demektir. Türkçedeki "rakam" da buradan gelir. Ama bu anlam kelimenin sonradan kazandığı bir anlamdır.
- rakame's-sevbe — kumaşa nakış işledi, üzerine desen vurdu. Rakm — kumaştaki çizgili desen.
- el-erkam — üzerinde benekler ve çizgiler bulunan bir yılan türü.
- rakame'l-kitâbe — yazıyı noktaladı, harfleri işaretledi, karışmayacak hâle getirdi.
Kur'an'daki tek diğer kullanımı: "Yoksa sen, Kehf ve Rakîm ashabının bizim şaşılacak ayetlerimizden olduğunu mu sandın?" (Kehf 18/9). Er-Rakîmin ne olduğu tartışmalıdır; en yaygın görüş, üzerine yazı kazınmış bir levha ya da kitabe olduğudur.
Bir kumaşa işlenen desen, kumaşa sürülmüş bir boya değildir; ipliğin içine girmiştir. Bir levhaya kazınan yazı, üstüne yazılmış değil, içine oyulmuştur. Merkūm, bu türden bir kayıttır.
Ve bir ikinci anlam katmanı: noktalanmış, işaretlenmiş, karışması engellenmiş. Arap yazısında noktalar sonradan konmuştur ve amaçları harflerin birbirine karışmasını önlemektir. Merkūm bir yazı, okunmasında tereddüt bırakmayan yazıdır.
Bu, sûrenin ilk üç ayetiyle bağ kuruyor. Mutaffifin yaptığı iş, ölçüyü tereddüt alanında kullanmaktı: tam sınırın hemen yanı, itiraz edilemeyecek kadar belirsiz bir fark.
Merkūm bir kayıt, tam olarak bunun karşıtıdır: kenarı olmayan, yuvarlanamayan, yorum kaldırmayan bir yazı.
Bu okumayı kendi çıkarımım olarak sunuyorum. Kelimenin anlamı dilcilerin verisidir; sûrenin ilk ayetleriyle kurduğum karşıtlık bir yorumdur.
Beklenen ifade el-kitâbü'l-merkūm olurdu; 7. ayette kitâb zaten belirli bir tamlama içinde geçmişti (kitâbe'l-füccâr).
Nekrelik burada iki iş yapabilir: tefhîm (büyütme — "öyle bir yazı ki") ya da cins bildirme ("işaretlenmiş yazı türünden bir şey"). Klasik kaynaklarda ikisi de zikredilir.