وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ • ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Veylün yevmeizin li'l-mükezzibîn • ellezîne yükezzibûne bi-yevmi'd-dîn "O gün yalanlayanların vay haline! Onlar ki hesap gününü yalanlarlar."
| 83/1 | 83/10 | |
|---|---|---|
| Lafız | veylün li'l-mutaffifîn | veylün yevmeizin li'l-mükezzibîn |
| Zaman kaydı | Yok | Var — "o gün" |
| Muhatap | Ölçüde eksiltenler | Yalanlayanlar |
Ve yevmeizin, haberin önüne alınmıştır. Hümeze bölümünde kaydedildiği gibi öne alınan öğe vurgu kazanır. Yani vurgu "vay hallerine"de değil, "o gün"de.
Metnin akışı ikisinin aynı olduğunu söylüyor ve gerekçesi 12. ayettedir: "Onu ancak her saldırgan ve günahkâr yalanlar."
Ölçüde eksiltenler (1-3) → bunlar diriltilmeyi düşünmüyor (4-6) → kayıtları siccînde (7-9) → yalanlayanlara veyl (10-11) → ve yalanlayanlar zaten saldırgan ve günahkâr olanlardır (12).
On ikinci ayet, zincirin başını sonuna bağlıyor. Yani birinci ayetteki mutaffif ile onuncu ayetteki mükezzib, aynı kişidir — biri fiiliyle, diğeri inancıyla adlandırılıyor.
Bu, Mâûn sûresinin yaptığı işin aynısıdır ve orada kaydedilmişti: Mâûn'un iki yarısı iki farklı insan tipini alıp aynı noktada buluşturuyordu. Mutaffifîn ise tek bir insanı alıp iki ayrı isimle anıyor.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ cümlesi, Mürselât sûresinde bir nakarat olarak defalarca tekrarlanır. Sûrenin yapısı bu tekrar üzerine kuruludur.
Aynı cümlenin Mutaffifîn'de bir kez geçmesi, iki sûre arasında bir lafız ortaklığı kuruyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; iki sûre arasında bilinçli bir gönderme olduğu iddiasında değilim.
Fiilin tahlili Mâûn bölümünde yapıldı: kezzebe (tef'îl), "başkasının doğru sözüne yalan demek"tir; kezebeden (yalan söylemek) farklıdır. Ve tekzîb sessiz bir inkâr değil, aktif bir tavır ve bir konum alıştır.
Ayrıca orada bâ harfinin işlevi kaydedilmişti: kezzebe bi- yapısında harf bir yapışma anlamı taşır — reddedilen şey uzakta duran bir fikir değil, tutulup itilen bir şey.
Bu sûrede fiil dört kez geçiyor: 10 (mükezzibîn), 11 (yükezzibûne), 12 (yükezzibü), 17 (tükezzibûn). Kök, sûrenin ikinci yarısının omurgasıdır.
Ve 17. ayetteki son geçiş dikkat çekicidir: orada fiil geçmiş zamanda ve muhataba yöneltilecek: "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz şeydir."
Tamlama, İnfitâr sûresinde üç kez geçmişti (82/15, 17, 18) ve orada ele alındı. Kökün tahlili ise Mâûn bölümünde yapıldı: د-ي-ن kökünün merkezinde karşılık fikri vardır.
Ve Mâûn bölümünde bu ayet — Mutaffifîn 83/11 — dîn kelimesinin "hesap günü" anlamına geldiğinin delili olarak gösterilmişti: "Mutaffifîn 83/11'de aynı yapı açıkça yazılmış: onlar ki hesap gününü yalanlarlar."
Ve burada bir şey daha var: dîn kelimesi "karşılık" demekti. Sûrenin konusu ölçüdür — yani karşılıklı verme işleminin kendisi. Bir alışverişte verilen ile alınan denk olmalıdır; dîn de "verilenin karşılığının gelmesi"dir.
Yani sûre, alışverişte karşılığı eksiltenlerin, karşılık gününü reddettiğini söylüyor. Aynı fikrin iki alanda reddi.
Bu bağı kendi okumam olarak sunuyorum. Kelimenin kök anlamı Mâûn bölümünde kurulmuştu; sûrenin konusuyla kurduğum ilişki bir yorumdur.