وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
Kelime. İşâr, عُشَرَاء (uşerâ) kelimesinin çoğuludur. Uşerâ: gebeliğinin onuncu ayına girmiş, doğurmasına az kalmış dişi deve.
Deve, çöl toplumunda tek başına bir ekonomiydi: ulaşım, yük taşıma, süt, et, deri, yün, ve servetin ölçü birimi. Bir adamın zenginliği deve sayısıyla söylenirdi.
1. İki canlı. Bir devenin bedeliyle iki deve almış olursunuz. 2. Süt. Deve, doğurduktan sonra süt verir. Gebe bir deve, yakın gelecekteki süt demektir — ve süt, o coğrafyada temel gıdadır. 3. Yıllara yayılmış yatırım. Deve gebeliği yaklaşık bir yıl sürer. Onuncu aya gelmiş bir deve, bir yıllık bekleyişin son iki ayında demektir. 4. Kırılganlık. Doğuma yakın deve bakım ister; başıboş bırakılırsa hem kendisi hem yavrusu gider.
Yani uşerâ, o toplumda bir adamın gece kalkıp kontrol ettiği şeydi. Sürünün en çok gözetilen, en çok konuşulan, en çok hesabı yapılan parçası.
- عَاطِل (âtıl) — işsiz, boşta olan. Türkçede "atıl" olarak yaşıyor.
- تَعَطَّلَتِ ٱلْمَرْأَة — kadın takılarını çıkardı, süssüz kaldı.
- عُطْلَة — tatil, işin durması.
- بِئْرٌ مُعَطَّلَة — terk edilmiş kuyu; Kur'an'da geçer (Hac 22/45).
Ayet "develer telef oldu" demiyor. "Başıboş bırakıldı" diyor. Deve orada, hâlâ gebe, hâlâ değerli — ama onunla ilgilenen kimse yok.
Bir dünyanın sona erişini anlatmanın kolay yolu, değerli şeylerin yok olduğunu söylemektir. Ayet bunu yapmıyor. Değerli şeyin yerinde durduğunu, ama değerini kaybettiğini söylüyor.
Ve bu, çok daha kesin bir tariftir. Çünkü bir şeyin değeri, kendisinde değil, ona verilen dikkattedir. Kimse bakmıyorsa, en değerli mal bir kaya parçasından farksızdır. Değer, nesnenin bir özelliği değil; nesne ile insan arasındaki bir ilişkidir.
Ayet o ilişkiyi kesiyor. Ve kesildiği anda, insanın bütün ömrünü verdiği hesaplar aynı anda geçersiz oluyor.
Bunun neden burada, kozmik listenin ortasında durduğu da açık. Güneş, yıldızlar, dağlar — bunlar kimsenin malı değil. Kaybedildiklerinde kimse kişisel bir kayıp yaşamaz. Dördüncü ayet, listeye okuyucunun kendi malını sokuyor. On iki maddelik evrensel listede, bir tek bu madde birinin cebinden çıkıyor.
Kelimenin bu kadar dar ve teknik olması da bu yüzden. "Mallar" denebilirdi; denmiyor. Muhatabın zihninde tam olarak neyin canlanacağı hesaplanmış.
Bugüne bakan yönü. Kelimenin bugünkü karşılığı doğrudan sorulabilir: yangında kurtarmak için geri döneceğin şey ne? Cevap ne olursa olsun, ayet onun hakkında konuşuyor. Ve ayetin söylediği, o şeyin yok olacağı değil; onu düşünecek halinin kalmayacağı.
Otuz yedinci ayetiyle Abese aynı şeyi insanlar için söylüyordu: "herkesin kendine yeten bir derdi olacak." Tekvîr aynı şeyi mal için söylüyor.