فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦ
Yirmi üç ayet boyunca sıralananlar şunlardı: yüceltilmiş sayfalar, şerefli yazıcılar, yaratılış, ölçü, ölüm, kabir, diriliş. Ölçek olabildiğince büyük. Ve şimdi ayet diyor ki: tabağına bak.
Bu, Mâûn sûresinin mimarîsiyle aynı hareket. Orada sûre hesap gününden başlayıp bir kovaya iniyordu; buradaki iniş daha da dik: dirilişten bir öğüne.
Neden? Çünkü tartışma delil tartışmasıdır ve delilin en kuvvetlisi, tartışmasız olanıdır. Diriliş inkâr edilebilir — görülmemiştir. Vahiy inkâr edilebilir — kaynağı görünmez. Ama tabaktaki yemek inkâr edilemez. Orada duruyor, herkes onu yiyor, ve nereden geldiği takip edilebilir.
Sûre en büyük iddiasını en küçük ve en yakın nesneye bağlıyor. Ve bu, sûrenin ilk on ayetiyle de örtüşüyor: orada da ölçünün ne kadar küçük şeylerde göründüğü anlatılmıştı — bir yüz ifadesinde.
Lâmü'l-emr (emir lâmı) ile kurulmuş gaib emir: "baksın". Doğrudan emir (ünzur — bak) değil; üçüncü şahsa yöneltilmiş bir emir.
Bu, siyakla uyumlu: on yedinci ayetten beri muhatap "el-insân"dır, tekil bir kişi değil. Emir de ona göre kurulmuş.
نَظَر — bakmak. Kök ن-ظ-ر. Kur'an'da bu fiil iki türlü kullanılır: gözle bakmak ve düşünerek incelemek. Nazar, Türkçede de "nazarî" (teorik) kelimesinde ikinci anlamı taşır.
إِلَىٰ harfi birinciyi öne çıkarıyor. Nazara ilâ — bir şeye gözünü çevirmek. Nazara fî olsaydı "üzerinde düşünmek" daha baskın olurdu. Yani ayet önce fiilen bakmayı istiyor: gerçekten tabağa bakmayı.
Ama arkasından gelen sekiz ayet, bakışın nereye götürmesi gerektiğini gösteriyor — yağmura, toprağa, yarılmaya. Yani ayet gözle bakmayı isteyip düşünceye götürüyor. Bakış, düşüncenin başlangıç noktası olarak konuyor, yerine geçen bir şey olarak değil.
طَعَام — yemek. Kök ط-ع-م: tatmak, yemek. Bu kök Mâûn 107/3'te (taâmi'l-miskîn) işlendi; oradaki not burada da geçerli: kelime hem "yemek" (madde) hem "yedirmek" (fiil) anlamına gelebilir. Burada birinci anlam açıktır.
Bir başka okuyuş. Kaynaklarda, "taâm"ın burada mecazen aldığı bilgi/öğreti anlamında okunduğu ve "insan neyi, kimden aldığına baksın" diye anlaşıldığı nakledilir. Bu okuyuşun kime ait olduğunda emin olmadığım için isim vermiyorum. Siyak buna izin vermiyor gibi duruyor — arkasından gelen sekiz ayet tamamen tarım anlatıyor. Ama bir ufuk olarak kaydediyorum: insanın içine aldığı şeyin kaynağını sorması, sadece gıdaya ait bir soru değil.