كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Sûrenin ikinci menteşesi. Birincisi (11. ayet) olaydan metne geçmişti; bu ikincisi, insanın hikâyesinden hükme geçiyor.
Ve kellâ burada bir şeyi reddediyor: önceki altı ayette sayılan nimetlerin bir karşılık gördüğü varsayımını. Liste bitti, hesap yapıldı, sonuç: hayır.
| لَمْ (lem) | لَمَّا (lemmâ) | |
|---|---|---|
| Anlamı | Yapmadı | Henüz yapmadı |
| Beklenti | Yok; kapı kapalı | Var; işin olması hâlâ bekleniyor |
| Zaman | Geçmişin tamamı | Şimdiye kadar; sonrası açık |
Dilcilerin lemmâ için kullandığı terim tevakku'dur: beklenti. Lemmâ yakdi demek, "yapmadı ve yapması da beklenmiyor" değil; "şimdiye kadar yapmadı" demektir. Sonrası açıktır.
Bunun anlamı büyük. Ayet, sûrenin en ağır hükmünü veriyor — sayılan bütün nimetlerin karşılığı verilmemiş — ve bunu, kapıyı kapatmayan bir edatla veriyor. Bir tek harf, hükmü nihaî olmaktan çıkarıyor.
On yedinci ayetin bedduasıyla birlikte okunduğunda tablo tamamlanıyor: "Kahrolası insan" — beddua; "henüz yapmadı" — ama iş bitmiş değil. Sûre hem en sert sözü söylüyor hem de sözü geri dönüşe açık bırakıyor.
Gramer notu. Yakdi fiili lemmâ sebebiyle meczûmdur ve son harfi (yâ) düşmüştür: yakdî → yakdi. Mushafta da yâ'sız yazılır.
Kök: ق-ض-ي. Anlamı geniştir ve hepsi bir işi sonuna götürmek etrafında döner: hükmetmek (kâdî — hüküm veren), tamamlamak, yerine getirmek, bitirmek. Kazâ — hem hüküm hem de vaktinde yapılmayanın sonradan yapılması.
Kelimenin seçimi anlamlı: "yapmadı" (fe'ale) değil, "tamamlamadı" (kadâ). Yani mesele hiç başlamamış olmak değil; bitirmemiş olmak. İnsan bir şeyler yapmıştır; ama işi sonuna götürmemiştir.
- مَا ism-i mevsûl: "kendisine emrettiği şeyi". Yani emrin muhtevası.
- مَا masdariyye: "kendisine emretmesini", yani emri yerine getirmeyi.
Emrin muhtevası ne? Ayet söylemiyor. Ve söylememesi, Mâûn'daki mâûn kelimesinin tanımlanmadan bırakılması gibi, kapsamı açık tutuyor. Sûrenin buraya kadar saydıklarına bakılırsa muhtevanın çekirdeği bellidir: verileni tanımak ve karşılığını vermek.