وَأَعِدُّوا۟ لَهُم مَّا ٱسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ ٱلْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ · وَإِن جَنَحُوا۟ لِلسَّلْمِ فَٱجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ
"Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanmış atlar hazırlayın… Eğer barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a dayan."
STYLE gereği bu iki ayeti ayırmadan işliyorum, çünkü art arda geliyorlar ve biri diğerinin sınırıdır.
ج-ن-ح kökü: kanat; ve bir yöne meyletmek, yatmak. Kök Ahzâb, Nûr ve Şuarâ'de (ıhfıd cenâhake) işlendi.
Ve fiilin iki tarafta da aynı olması kaydedilmelidir: in cenehû … fecnah. Aynı fiil, aynı kalıpla karşılık buluyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, barışa yanaşmayı karşı tarafın hareketine bağlı bir karşılık olarak kuruyor — ve emir kesin. Muhammed 47/35'te (fe-lâ tehinû ve ted'û ile's-selm) bu ayet zaten karşılaştırma olarak anılmıştı; orada kaydedilen şey burada da geçerlidir: reddedilen barış değil, zaaftan doğan çağrıdır.
Ve altmış ikinci ayet, aldanma ihtimalini de karşılıyor: ve in yürîdû en yahdeûke fe-inne hasbekallâh. Yani barışa yanaşma emri, güvenlik kaygısıyla iptal edilmiyor — sonuç başka yere bağlanıyor.
STYLE gereği bir kayıt: bu ayetlerden güncel siyasî ya da askerî sonuçlar çıkarılmamaktadır. Ayetlerin kendi çerçevesi, karşılıklı bir savaş hâlidir.