وَٱتَّقُوا۟ فِتْنَةً لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنكُمْ خَآصَّةً … يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَخُونُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓا۟ أَمَٰنَٰتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ · وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَأَوْلَٰدُكُمْ فِتْنَةٌ
"İçinizden yalnız zulmedenlere isabet etmekle kalmayacak bir fitneden sakının… Allah'a ve Resulüne hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmeyin. Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız bir sınamadır."
ف-ت-ن kökü Ankebût 29/2-10'da ayrıntılı çözümlendi (altını ateşte sınamak) ve Kehf 18/7'de yeryüzündekilerin sınama aracı olduğu işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve Teğâbün'de aynı ifade (innemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitne) geçtiyse oraya da bakılabilir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre bir ganimet tartışmasıyla açılmıştı. Yirmi sekizinci ayet, tartışılan şeyin adını koyuyor: elde bulunan mal, kazanç değil sınama.
خ-و-ن kökü: emanete aykırı davranmak. Kök Ğâfir (Mü'min) 40/19'da (hâinete'l-a'yün) işlendi.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: lâ tehûnullâhe ve'r-rasûle ve tehûnû emânâtiküm. İki hainlik aynı cümlede, ikincisi birincinin sonucu gibi bağlanmış.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, yukarıya karşı yapılan ile kendi aralarındaki emanete karşı yapılanı ayırmıyor. Ve ve entüm ta'lemûn kaydı ekleniyor — bilerek yapılması.