فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ · يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ · وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Fe-izâ câeti't-tâmmetü'l-kübrâ · Yevme yetezekkeru'l-insânü mâ seâ · Ve bürrizeti'l-cahîmü li-men yerâ "Büyük felaket geldiğinde — o gün insan, ne için koşturduğunu hatırlar; ve cehennem, gören için ortaya çıkarılır."
Kök: ط-م-م. طَمَّ ٱلْمَاءُ — su taştı, her şeyi bastı, doldurdu. طَمَّ ٱلْبِئْرَ — kuyuyu doldurdu, ağzına kadar toprakla kapattı.
Kelime Kâria bölümündeki kıyamet adları tablosunda zaten kaydedilmişti ve orada öne çıkardığı yön şöyle yazılmıştı: kapsayıcılık. O tablo burada tekrarlanmıyor; oraya dayanılıyor.
Ve orada kaydedilen gramer özelliği burada da geçerlidir: kıyamet adlarının neredeyse hepsi ism-i fâil kalıbındadır ve müennestir. Et-Tâmme de öyle.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 79/20 | ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ | Firavun'a gösterilen en büyük âyet |
| 79/34 | ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ | Gelecek olan en büyük felaket |
Ve iki ayetin kurduğu şey şudur: Firavun'a en büyük âyet gösterildi ve yalanladı; şimdi en büyük felaket geliyor.
Ve şunu eklemek gerekiyor: el-kübrâ Kur'an'da başka yerlerde de kullanılır (Necm 53/18; Tâhâ 20/23). Yani kelimenin bu sûrede iki kez geçmesi tek başına bir kasıt delili değildir.
| Sûre | Fiil | Bilgi nereden geliyor |
|---|---|---|
| Zilzâl 99/6-8 | يَرَوْا۟ / يَرَهُ — görürler, görür | Dışarıdan — ameller gösterilir |
| Nebe' 78/40 | يَنظُرُ — bakar | Dışarıdan — önüne konana bakar |
| Nâziât 79/35 | يَتَذَكَّرُ — hatırlar | İçeriden — kendi belleğinden |
Ve Nâziât'ınki en içerden olanıdır: kayıt dışarıda değil, kişinin kendisindedir. Hiçbir defter açılmıyor; hatırlıyor.
Yukarıda kaydedildiği gibi bu kök yirmi ikinci ayette Firavun için kullanılmıştı: "arkasını döndü, koşuyordu."
Bu, sûrenin baştan beri yaptığı işin bir parçasıdır: bir kişinin hikâyesi bir vasfa dönüşüyor. Aynı şey tağâ kelimesiyle de olacak (79/17 → 79/37).
Kelimenin "koşmak" anlamı burada bir tat katıyor. Ayet "yaptığı şeyi" demiyor; "koşturduğu şeyi" diyor. Yani hatırlanan şey, uğruna koşulan şeydir — çaba harcanan, peşinden gidilen.
Ve Nebe' 78/40 ile karşılaştırma kayda değer:
| Nebe' 78/40 | Nâziât 79/35 | |
|---|---|---|
| İfade | mâ قَدَّمَتْ yedâh | mâ سَعَىٰ |
| Kelime | Öne gönderdiği | Koşturduğu |
| İmge | Yolcu, önden yük yollar | Koşan insan |
| Organ | İki el | (yok — fiilin kendisi) |
İki komşu sûre, aynı yapıda iki farklı ifade kullanıyor: "mâ + fiil" — ve ikisi de kişinin kendi eylemini nesne yapıyor.
- بَارِز — açıkta olan, görünen. "O gün yeri çırılçıplak görürsün" (Kehf 18/47 — bârizeten).
- بَرَاز — açık alan, ıssız düzlük.
- بُرُوز — çıkış, görünme.
Fiil edilgen ve tef'îl babındadır: bürrizet — "ortaya çıkarıldı", "önlerine getirildi". Yani kendiliğinden görünmüyor; gösteriliyor.
ٱلْجَحِيم — Kök: ج-ح-م. Ateşin şiddetle yanması, kızışması. Cahîm, Kur'an'ın cehennem için kullandığı adlardan biridir — ve Kâria bölümündeki liste burada tekrarlanmıyor.
| Görüş | İzah |
|---|---|
| Herkes görür; ifade pekiştirme | "Gören için" ifadesi, görüşün açıklığını vurgular: görecek göz varsa görülür |
| Görme kabiliyeti olan | Kör olmayan; ve mecazen basiret sahibi olan |
| Bakan kişi | Görmek isteyen; gözünü çevirmeyen |
"Ve cehennem, azgınlar için ortaya çıkarıldı." (Şuarâ 26/91 — bürrizeti'l-cahîmü li'l-ğâvîn)
İki ayet aynı fiili kullanıyor ama farklı sınırlama koyuyor: biri "azgınlar için", diğeri "gören için".
Bu, kaydedilmeye değer bir farktır ve iki ayet birbirini tamamlıyor gibi durur: cehennem azgınlar için ortaya çıkarılıyor, ve gören için görünür oluyor.
Bir okuma ve kaydı. Sûre yirmi altıncı ayette "haşyet duyan için ibret" demişti; kırk beşinci ayette "haşyet duyanı uyaran" diyecek. Burada da bir kayıt var: "gören için."
Sûre üç kez, bir şeyin herkese değil belirli bir hale sahip olana ulaştığını söylüyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; üç kaydın metindeki yerleri sayılabilir.