وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
- سَبَتَ ٱلشَّعْرَ — saçı kesti.
- ٱلسَّبْت — kesme; ve Cumartesinin adı. Yahudilerin işi kestikleri gün olduğu için bu adı taşır.
- سُبَات — uyku; hareketin, işin, algının kesilmesi.
- مَسْبُوت — hareketsiz, baygın.
"Onlara denizin kıyısındaki kasabayı sor: hani Sebt'te haddi aşıyorlardı; Sebt yaptıkları gün balıkları akın akın geliyor, Sebt yapmadıkları gün gelmiyordu." (A'râf 7/163)
Buradaki fiil يَسْبِتُونَdür ve anlamı "işi kesmek"tir. Yani kök, Kur'an'ın kendi kullanımında "kesme" anlamındadır.
Şimdi ayete dönelim. Ayet uykuyu "dinlenme" (râha) diye adlandırmıyor. "Rahatlık" diye de adlandırmıyor. "Kesinti" diye adlandırıyor.
Ve bu, uykunun ne olduğuna dair son derece keskin bir tariftir. Uyku, bir faaliyet değildir; faaliyetin durmasıdır. Uykuda hiçbir şey yapmazsınız; yapmayı bırakırsınız.
| Görüş | İzah |
|---|---|
| Dinlenme | Uyku, bedenin yenilendiği kesintidir; nimet olarak sayılması bundandır |
| Ölümün benzeri | Uyku, günlük bir küçük ölümdür; her gece kesilen ve her sabah yeniden bağlanan bir hayat |
"Allah, ölümleri anında canları alır; ölmeyenlerinkini de uykusunda [alır]. Sonra hakkında ölüm hükmü verdiğini tutar, diğerini belirli bir vakte kadar salıverir." (Zümer 39/42)
"Geceleyin sizi vefat ettiren, gündüz ne işlediğinizi bilen, sonra belirlenmiş süre tamamlansın diye gündüz sizi dirilten O'dur." (En'âm 6/60)
Bu ikinci ayetteki fiiller belirleyicidir: يَتَوَفَّاكُم (sizi vefat ettirir) ve يَبْعَثُكُمْ (sizi diriltir). Kur'an, uyku ve uyanma için ölüm ve diriliş fiillerini kullanıyor.
Sûrenin muhatabı dirilişi imkânsız buluyor. Sûre ona, her gece bir kez ölüp her sabah bir kez dirildiğini hatırlatıyor — ve bunu "uyku" diye adlandırdığı için farkında değil.
Bunu, ayetin kendi kelimesi (sübât = kesinti) ile Kur'an'ın uyku hakkındaki diğer ayetlerini birleştirerek çıkardığım bir okuma olarak kaydediyorum. Klasik müfessirlerin bir kısmı bu bağı kurar; hepsi kurmaz.
Yirmi dördüncü ayette cehennemliklerin بَرْدًا (serinlik) tatmayacağı söylenecek. Ve bir görüşe göre oradaki berd kelimesi uyku anlamındadır — çünkü Araplar uykuya berd derdi, uyku bedeni serinlettiği için.
O görüş kabul edilirse, sûrenin iki ucu arasında bir bağ kurulmuş oluyor: dokuzuncu ayette nimet olarak sayılan uyku, yirmi dördüncü ayette kaldırılan şey haline geliyor.
Bu görüşün kesinliğine güvenmediğim için bağı bir ihtimal olarak kaydediyorum; ilgili yerde ihtilafı ayrıca vereceğim.