وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا · وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
Ve cealne'l-leyle libâsâ · Ve cealne'n-nehâra meâşâ "Ve geceyi bir elbise yaptık. Ve gündüzü geçim [vakti] yaptık."
Kök: ل-ب-س. Ve bu kökün altında iki anlam vardır; ikisi de Kur'an'da geçer ve ikisi de aynı fikirden çıkar.
2. Karıştırmak, belirsizleştirmek. لَبَسَ عَلَيْهِ — işi ona karıştırdı, kafasını bulandırdı. اِلْتِبَاس — karışıklık, belirsizlik.
"İmanlarına zulüm karıştırmayanlar…" (En'âm 6/82 — burada fiil yelbisûdur)
"Onlara [Peygamberi] bir adam [suretinde] gönderseydik, düştükleri şüpheye yine düşerlerdi." (En'âm 6/9 — ve le-lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn)
"Hakkı bâtılla karıştırmayın." (Bakara 2/42 — ve lâ telbisü'l-hakka bi'l-bâtıl)
İki anlamı birleştiren fikir şudur: bir şeyin üstünü örtmek, onu görünmez ya da ayırt edilemez hale getirir. Giysi bedeni örter; karıştırma hakkı örter. Türkçede de "üstünü örtmek" ifadesi ikisini birden karşılar.
- Örter. Görünenleri gizler; insanı gözlerden saklar.
- Belirsizleştirir. Karanlıkta şeylerin sınırları kaybolur; ayırt etme zorlaşır.
Kelimenin seçimi bu yüzden yerindedir. "Karanlık" (zulme) denebilirdi; "örtü" (ğıtâ) denebilirdi. Elbise dendi.
Elbisenin örtüden farkı şudur: elbise giyilen şeydir, örtülen şey değil. Bir örtü üstünüze atılır; elbise sizinle birlikte hareket eder, bedeninizin biçimini alır.
"Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz." (Bakara 2/187 — eşler hakkında)
Oradaki libâsın anlattığı şey sadece örtme değil; yakınlık, koruma ve birbirine uymadır. Elbise ile beden arasında boşluk yoktur.
Gece için bu kelimenin seçilmesi, gecenin insanı kuşatmasını anlatıyor. Gece dışarıda olan bir şey değil; içinde bulunulan bir hâl.
"Sizin için geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de kalkıp dağılma [vakti] yapan O'dur." (Furkân 25/47)
Bu ayet Nebe' 78/9-11 ile neredeyse aynı üçlüyü sayıyor: gece, uyku, gündüz. Kelimeler farklı (libâs yerine libâs, sübât yerine sübât, meâş yerine nüşûr), ama sıra aynı.
Ve Furkân'daki son kelime dikkat çekicidir: نُشُور — dağılıp yayılma. Aynı kelime Kur'an'da diriliş için de kullanılır: "Dirilme (nüşûr) O'nadır" (Mülk 67/15).
Yani Kur'an, gündüz uyanıp dağılmayı ve kabirlerden kalkıp dağılmayı aynı kelimeyle anıyor. Bu, dokuzuncu ayette kaydettiğimiz uyku-ölüm bağının başka bir kelimeyle tekrarıdır — ve bu kez bağ Kur'an'ın kendi kelime tercihinde duruyor, benim çıkarımımda değil.
Kök: ع-ي-ش. Yaşamak. Bu kök Kâria bölümünde işlendi: orada عِيشَة (îşe) kelimesi ele alınmış ve fi'le vezninin "yapılış biçimi" bildirdiği kaydedilmişti.
| Çözümleme | Anlamı |
|---|---|
| Mimli masdar | Yaşama, geçinme (fiilin kendisi) |
| İsm-i zaman | Yaşama vakti |
| İsm-i mekân | Yaşama yeri |
Üçü de klasik kaynaklarda savunulmuştur ve anlamda büyük fark doğurmaz: gündüz, yaşamanın yapıldığı zamandır.
| Gece (10) | Gündüz (11) | |
|---|---|---|
| Ne diye adlandırılmış | لِبَاس — elbise | مَعَاش — geçim |
| Kelimenin cinsi | Nesne — giyilen bir şey | Eylem / vakit — yapılan bir iş |
| İnsanın konumu | Edilgen — giydirilir, kuşatılır | Etken — çalışır, geçinir |
Ve bu, ikisinin insana yaptığı şeyle uyumludur: geceleyin insan bir şeyin içine girer; gündüzün insan bir şey yapar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; iki kelimenin gramer cinslerinin farklı olması ise bir dil verisidir.
Bir not. Bu ikili, bu tefsirde Leyl ve Şems sûrelerinde ayrıntılı işlendi. Orada gece ve gündüzün Kur'an'da nasıl bir çift oluşturduğu, hangi fiillerle anıldığı ve sıralarının nasıl değiştiği ele alınmıştı. Burada tekrarlanmıyor; bu sûredeki fark, ikisinin de nimet olarak sayılmasıdır — yemin konusu olarak değil.