يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
Bu, Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde sık kullandığı bir tercihtir ve bu tefsirde Kâria bölümünde de kaydedilmişti: orada dağlar "atılmış", insanlar "savrulmuş" idi — ikisi de edilgen.
Edilgenliğin yaptığı iş şudur: eylem kalır, fail sahnenin dışında kalır. Muhatabın gözü olaya çevrilir, olayı yapana değil. Ve olayın karşı konulamazlığı bu sayede artar — çünkü karşı konulacak bir fail görünmez.
Gelenekte üfürme işinin bir meleğe verildiği yaygın olarak nakledilir. Kur'an'ın metninde bu ayette bir isim yoktur.
| Görüş | İzah | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|---|
| Boynuz / boru (çoğunluk) | Sûr, üflenen boynuz demektir; Arapçada karn ile eş anlamlı kullanılır | Ayetteki fiil üflemedir; üflenen şey bir borudur. Kur'an'ın diğer ayetleri de aynı kalıbı kullanır (Kehf 18/99; Tâhâ 20/102; Yâsîn 36/51) | — |
| Suretler | Sûr, صُورَة (suret, biçim) kelimesinin çoğuludur; "suretlere ruh üflenmesi" kastedilir | Arapçada sûre'nin çoğulu sûr gelebilir | "Üfleme" fiili ile "suret" arasında bağ kurmak zorlama olur; ayrıca fî edatı (içine) boru anlamını gerektirir |
Çoğunluğun tercihi birincisidir ve gerekçesi güçlüdür: فِى edatı "içine" demektir; bir suretin içine üflenmesi zorlama bir okumadır, bir borunun içine üflenmesi ise doğrudandır.
"Sûra üfürülür; Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa düşüp ölür. Sonra ona bir daha üfürülür; bir de bakarsın, ayağa kalkmış bakınıyorlar." (Zümer 39/68)
Bu ayet iki üflemeyi ayırıyor: biri öldüren, diğeri dirilten. Bu sûredeki üfleme, ardından "gelirsiniz" dendiği için ikincisidir.
Ve bir sonraki sûre aynı olayı iki sarsıntı olarak anlatacak: "O gün sarsan sarsar, ardından gelen gelir" (Nâziât 79/6-7). İki komşu sûre, aynı ikiliyi iki farklı kelimeyle veriyor. Nâziât bölümünde bu bağa dönülecek.
Bir kelime notu. Kur'an bu olay için başka bir kelime daha kullanır: زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ — "tek bir haykırış" (Nâziât 79/13); ve صَيْحَة — "tek bir çığlık" (Yâsîn 36/29, 53). Yani olay bazen borunun sesiyle, bazen bir bağırışla anlatılır. Ortak olan şey sestir: kıyamet, işitilerek başlıyor.
أَفْوَاج kelimesi Nasr sûresi bölümünde ayrıntılı işlendi ve o bölümde bu ayet zaten anılmıştı. Oradaki tespitler tekrarlanmıyor; özetle: fevc, birlikte hareket eden topluluk demektir; kelime çoğul ve nekre geldiği için "birbiri ardına gelen belirsiz sayıda bölük" anlamı verir; ve mansûb olarak hâldir — gelişin nasıl olduğunu anlatır.
| Nasr 110/2 | Nebe' 78/18 | |
|---|---|---|
| Kim geliyor | İnsanlar Allah'ın dinine giriyor | İnsanlar hesap yerine geliyor |
| Fiil | يَدْخُلُونَ — giriyorlar | تَأْتُونَ — geliyorsunuz |
| İrade | Kendi tercihleriyle | Çağrıldıkları için |
| Şahıs | Üçüncü çoğul — anlatılıyor | İkinci çoğul — muhataba söyleniyor |
Sûre, on yedinci ayete kadar üçüncü şahısla konuşuyordu ("soruşuyorlar", "bilecekler"). Altıncı ayetten itibaren ikinci şahsa geçmişti ("yeryüzünü sizin için…"). Ve şimdi kıyamet sahnesinde ikinci şahıs devam ediyor: "gelirsiniz."
Yani muhatap, tabloya dahil edildiği gibi sahneye de dahil ediliyor. Nimeti sayarken "siz" denen kişiye, hesabı anlatırken de "siz" deniyor.
Bir gözlem: bölüğün ne olduğu söylenmiyor. Kimin hangi bölükte olduğu, bölüklerin neye göre ayrıldığı belirtilmiyor. Bu belirsizlik, Kâria bölümünde kaydedilen ilkeyle uyumludur: sûre ölçütü veriyor, listeyi vermiyor.