عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
İki kelime de mansûb ve mef'ûlün lehtir: sebep bildirirler. "Zikri şunun için bırakırlar: ya uzr için ya nüzr için."
İkinci bir görüş bunları zikrden bedel sayar: bırakılan zikrin ne olduğu açıklanıyor — o zikr bir uzrdur ya da bir nüzrdür. Anlamda büyük fark doğmuyor.
Kıraat farkı. İki kelimenin ortasındaki harfin harekesinde (sükûn / damme) okuyuş farkı vardır: uzran/uzuran, nüzran/nüzuran. Bu, kelimenin anlamını değiştirmez; masdar kalıbının iki söyleyişidir. İmam adı vermiyorum.
Küçük ama üzerinde durulmuş bir harf. Ev Arapçada taksim (ikiye ayırma) ya da tenvî' (çeşitlendirme) bildirir.
| Okuma | Ne diyor |
|---|---|
| Taksim | Zikr iki türlüdür: bir kısmı uzr, bir kısmı nüzr. İkisi ayrı şeylerdir |
| Tenvî'/cem' | Aynı zikr, iki işi birden görür: hem mazeret bırakmaz hem uyarır. Ev burada "ve" gibi işler |
İkinci okuma daha yaygındır ve mantıken de tutarlıdır: uyarı yapıldığı için mazeret kalmaz. İkisi tek işlemin iki yüzüdür.
Kök: ع-ذ-ر. Kökün altındaki fikir: bir kusuru ortadan kaldırmak, sorumluluğu kaldıracak bir gerekçe sunmak.
- عُذْر — mazeret, özür.
- مَعْذِرَة — özür beyanı. "Rabbinize bir mazeret olsun diye" (A'râf 7/164).
- إِعْذَار — karşı tarafa mazeret bırakmama; uyarıyı, artık "bilmiyordum" denemeyecek kadar açık yapma.
- ٱعْتِذَار — özür dileme, mazeret sunma. Bu kelime bu sûrenin 36. ayetinde geri gelecek.
Ayette hangi anlam? Dikkat edilmesi gereken bir incelik var. Uzran burada "onlar mazeret sunsun diye" demek değildir — "karşı tarafa mazeret kalmasın diye" demektir. Yani kelime, mazeretin sunulmasını değil, imkânının ortadan kaldırılmasını bildiriyor.
"Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler [gönderdik] ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı bir delili (hüccet) kalmasın." (Nisâ 4/165)
Ayetteki mantık aynen budur: bildirim, mazeret zeminini ortadan kaldırmak içindir. Bildirilmemiş bir şeyden sorumlu tutulmak mümkün değildir; bildirildikten sonra "bilmiyordum" mazereti düşer.
Yani uzr, burada muhatap lehine değil aleyhine işleyen bir kelimedir. Bildirim bir lütuftur, ama aynı zamanda sorumluluğun başlangıç anıdır.
Kök: ن-ذ-ر. Bu kök bu tefsirde Bakara 2/6'da işlendi ve orada kaydedilenler şunlardı:
Uyarmak, ama özel olarak kötü bir sonucu önceden haber vermek. Bu yüzden Kur'an peygamber için iki kelimeyi çift olarak kullanır: beşîr (müjdeleyen) ve nezîr (uyaran). Aynı kökten nezr — adak — gelir. İkisinin ortak noktası, henüz gerçekleşmemiş bir şeyi şimdiden bağlayıcı hale getirmektir.
Bu son cümle burada tam yerine oturuyor. Sûrenin bir sonraki ayeti ("size vaad edilen mutlaka gerçekleşecektir") henüz gerçekleşmemiş bir şeyi bağlayıcı ilan ediyor. Nüzr kelimesi zaten bu işin adıdır.
Bir okuma şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sıra, işlemin sonucundan sebebine doğru değil, hedeften araca doğru gidiyor. Asıl amaç mazeret zeminini kaldırmaktır (uzr); bunun yolu uyarmaktır (nüzr). Amaç önce, araç sonra söyleniyor.
Bir ikinci okuma da mümkündür: uzr Allah tarafına bakar (O'nun tarafından mazeret bırakılmamıştır), nüzr insan tarafına bakar (insana uyarı ulaşmıştır). Aynı olayın iki yönü.
Aynı kök, sûrenin iki ucunda, iki farklı tarafta. Başta mazeret imkânı ortadan kaldırılıyor; sonda mazeret sunma izni verilmiyor. Birincisi dünyadadır ve bir bildirimdir; ikincisi âhirettedir ve bir sonuçtur.
Bu halkayı 36. ayette ayrıntılı ele alacağım. Burada sadece işaret bırakıyorum: sûre, mazeretin kapısını daha altıncı ayetinde kapatıyor ve otuz ayet sonra kapının kapalı olduğunu gösteriyor.