وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Sûrenin nakaratı. On kez tekrarlanacak. Burada birinci geçişinde kelimeleri ele alacağım; tekrarın kendisini ayrı bir başlıkta işleyeceğim.
Bu kelimenin tahlili Mâûn, Hümeze ve Mutaffifîn bölümlerinde yapıldı. Tekrarlamıyorum; oradan alınacaklar şunlar:
Kök: و-ي-ل. Arapçada helâk, azap, şiddetli acı bildiren bir söz. Türkçeye "yazıklar olsun" diye çevrilmesi zayıf kalır, çünkü veyl acıma değil hüküm bildirir. Karşıtı tûbâdır. Kelime bir cümle kurmuyor, bir hüküm ilan ediyor. Veylün mübtedadır ve nekredir; nekreyle cümleye başlamaya izin verilmesinin sebebi cümlenin dua/beddua anlamı taşımasıdır. Belirsizlik ise tefhîm (büyütme) içindir: "öyle bir veyl ki tarifi yok." Ve veylin cehennemde bir vadi olduğuna dair yaygın söz, dayandığı rivayetin sıhhati tartışmalı olduğu için ihtiyatla karşılanmıştı.
"Bir ayetin başında veyl görüyorsanız, karşınızda çoğu zaman ya inkâr ya da başkasının hakkını eksiltme vardır."
Cümlenin olağan dizimi veylün li'l-mükezzibîne yevmeizin olurdu. Ayette يَوْمَئِذٍ haberin önüne çekilmiş.
| Mutaffifîn 83/1 | Mutaffifîn 83/10 = Mürselât 77/15 | |
|---|---|---|
| Lafız | veylün li'l-mutaffifîn | veylün yevmeizin li'l-mükezzibîn |
| Zaman kaydı | Yok | Var |
| Hükmün niteliği | Mutlak | Bir güne bağlı |
Ve orada kaydedilmişti: "öne alınan öğe vurgu kazanır. Yani vurgu 'vay hallerine'de değil, 'o gün'de."
Bu, Mürselât için özellikle önemli. Çünkü sûrenin bütün meselesi bir gündür ve o günün adı iki ayet önce konmuştur. Nakaratın merkezindeki kelime veyl değil, yevmeizindir. Her tekrarda geri çağrılan şey, günün kendisi.
Bu cümle, Kur'an'da bu sûrenin dışında bir yerde daha geçer: Mutaffifîn 83/10.
"Aynı cümlenin Mutaffifîn'de bir kez geçmesi, iki sûre arasında bir lafız ortaklığı kuruyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; iki sûre arasında bilinçli bir gönderme olduğu iddiasında değilim."
Aynı kaydı buradan da tekrarlıyorum. Ama bir ayrıntı eklemeye değer: iki sûrede cümlenin işlevi farklıdır.
- Mutaffifîn'de cümle bir kez geçer ve bir zincirin halkasıdır: ölçüde eksiltenler → diriliş ummayanlar → siccîndeki kayıt → yalanlayanlara veyl → ve yalanlayanlar zaten saldırgan ve günahkârdır. Cümle, zinciri ilerletiyor.
- Mürselât'ta cümle on kez geçer ve hiçbir zinciri ilerletmez. Her seferinde aynı yere döner.
Kezzebe (tef'îl babı), "başkasının doğru sözüne yalan demek"tir; kezebeden (yalan söylemek) farklıdır. Ve tekzîb sessiz bir inkâr değil, aktif bir tavır ve bir konum alıştır.
Sûre muhatabını kâfirûn diye adlandırmıyor. Müşrikûn da demiyor. Zâlimûn da demiyor. Mükezzibîn diyor — ve bunu on kez tekrarlıyor.
Bir. Tekzîb bir söz fiilidir. Yalanlamak, bir iddiaya karşı konum almaktır; sessiz bir kayıtsızlık değildir. Sûrenin muhatabı, haberi duymuş ve reddetmiş kişidir.
İki. Fiil geçişlidir ve nesnesi vardır. Neyi yalanlıyorlar? Sûre bunu 29. ayette söyleyecek: "yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün." Yani nesne, yeminin cevabındaki vaaddir.
Üç. Tef'îl babı Arapçada çoğu zaman tekrar ve süreklilik bildirir. Yalanlama bir kerelik bir söz değil, sürdürülen bir tavırdır. Nakaratın sürekli tekrarlanması ile ismin süreklilik bildirmesi arasında bir uyum var; bunu kendi okumam olarak kaydediyorum.
Dört ve en önemlisi: kelime bir vasıftır, bir kimlik değil. Hümeze bölümünde kaydedilen ilke burada da işler:
Sûre bir kişiyi hedef almıyor, bir vasfı hedef alıyor. Kim o vasfı taşıyorsa ayet ondan söz ediyordur; taşımıyorsa etmiyordur. Kimlik, mensubiyet, sınıf, dönem fark etmez.
Mürselât'ta bu daha da belirgindir, çünkü sûre hiçbir kavim adı, hiçbir kişi adı, hiçbir topluluk adı anmıyor. On kez tekrarlanan hükmün muhatabı, baştan sona bir fiili yapanlar olarak tarif ediliyor.