وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh, innallâhe kâne alîmen hakîmâ "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir."
Bu ayetin ilk yarısı, Tekvîr sûresinin son ayetiyle kelimesi kelimesine aynıdır: ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh.
Orada kaydedilen çerçeveyi tekrarlamıyorum; yalnızca iki kaydı hatırlatıyorum, çünkü burada da geçerlidir:
Birincisi, Bakara 2/7 bahsinde kaydedilen ölçü: tarafların hiçbiri insanın sorumsuz olduğunu savunmamıştır; tartışma sorumluluğun nasıl kurulduğu üzerinedir.
İkincisi, Tekvîr'de sıralama üzerine yapılan gözlem: kayıt davetten sonra geliyor. Önce "dileyen" deniyor, sonra "dilemeniz de bir yere dayanıyor" deniyor. Sıra tersine çevrilseydi metin tutarsız olurdu. Yani kayıt, daveti iptal etmek için değil, davetin dayandığı yeri göstermek için konmuş.
Bu tefsirde bu meselede taraf tutulmuyor ve kelâmî görüşlerin yeniden dizilmesine gerek yok; Tekvîr bölümündeki tablo yerinde durmaktadır.
| Tekvîr 81/29 | İnsân 76/30 | |
|---|---|---|
| Cümle | ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh | ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh |
| Kapanış | رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ | كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا |
| Ne söylüyor | Dileyenin kim olduğu | Dilemenin nasıl olduğu |
Tekvîr bölümünde kaydedildiği gibi, o sûrede rabbü'l-âlemîn tamlaması yirmi dokuz ayet boyunca gizlenen fâilin nihayet adlandırılmasıydı — bir kimlik açıklaması.
- عَلِيم — Kök: ع-ل-م. Bilen; fa'îl kalıbında mübalağa.
- حَكِيم — Kök: ح-ك-م. Hikmet sahibi; yerli yerinde iş yapan.
Ve hakîm kelimesi, yirmi dördüncü ayetle bağ kuruyor. Orada muhataba "Rabbinin hükmü için sabret" denmişti. Burada, o hükmü verenin hakîm olduğu söyleniyor.
Yani sûre, beklenmesi istenen hükmün niteliğini altı ayet sonra veriyor: beklenen şey keyfî bir karar değil, yerli yerinde bir karardır.
Ve şu okuma da kaydedilmeye değer, kelâmî bir tercih olarak değil: ayet, insanın dilemesinin bir yere dayandığını söyledikten sonra, dayandığı yerin bilen ve yerinde iş yapan olduğunu ekliyor. Yani sınırın kendisi, sınırı koyanın niteliğiyle birlikte veriliyor. Bu bir teselli cümlesi olarak da okunabilir — ama bu benim okumamdır, ayetin lafzı bunu söylemiyor.
Ve birinci ayeti hatırlayın: orada insan bir شَىْء (şey) değildi. Dilcilerin bir kısmı şey' ile meşîeti aynı köke bağlar. Kaydettiğim şey bir gözlemdir; kökün tarihî birliği hakkında hüküm vermiyorum.