أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
| 75/3 | 75/36 | |
|---|---|---|
| Açılış | eyahsebü'l-insânü | eyahsebü'l-insânü |
| İçerik | ellen necmea عِظَامَهُ | en yütreke سُدًى |
| Konu | Beden — dağılan toplanır mı | Hayat — yaşanan karşılıksız kalır mı |
| İtiraz türü | İmkân itirazı | Anlam itirazı |
| Cevabı | belâ, kādirîne (4) | eleyse zâlike bi-kādirin (40) |
Sûre bir daire çiziyor, ama aynı noktaya dönmüyor. Birinci soru bir mühendislik sorusuydu: dağılmış parçalar bir araya gelebilir mi? İkinci soru bir anlam sorusu: bir hayat, hiçbir sonuca bağlanmadan bitebilir mi?
Ve sûrenin bütün ilerlemesi bu iki soru arasındaki mesafedir. Aradaki otuz iki ayet, birinci sorunun asıl soru olmadığını göstermek için harcanmış.
Beşinci ayet zaten bunu söylemişti: "bel yürîdü'l-insân" — mesele sandığı şey değil, istediği şey. Otuz altıncı ayet o isteğin adını koyuyor: başıboş bırakılmak.
Kök: ت-ر-ك. Bırakmak, terk etmek, geride bırakmak. Aynı kökten terike (miras — geride bırakılan) gelir.
وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ (21) — "âhireti bırakıyorsunuz". أَن يُتْرَكَ سُدًى (36) — "başıboş bırakılacağını".
İki farklı kök (و-ذ-ر ve ت-ر-ك) ama aynı fiil alanı: terk etmek. Ve yön tersine dönüyor: insan âhireti bırakıyor, karşılığında bırakılmayı umuyor.
Kök: س-د-ي / س-د-و. Ve kelimenin somut alanı çobanlıktır: ibilün südâ — çobansız, salıverilmiş, kendi haline bırakılmış deve sürüsü. Kimse gütmüyor, kimse arkasından gelmiyor, kimse sayıp hesap tutmuyor.
Dilciler kelimeyi mühmel (ihmal edilmiş) ile eş anlamlı verir. Aynı kökün dokumacılıkta bir kullanımı daha nakledilir (sedâ — dokumanın uzunlamasına ipleri); bu ikinci kullanımın ayetteki anlamla ilgisi zayıftır ve üzerine bir şey bina etmiyorum.
İkisi de sürü dili. Mesâk, önüne katılıp götürülmektir; südâ, güdülmeden bırakılmaktır. Aynı hayvan, iki hal.
Ve sûre birini eliyor: başıboş bırakılmadın — sürüleceksin. Yönü ise otuzuncu ayet zaten söylemişti: ilâ Rabbike.
Kendi okumam olarak kaydediyorum; iki kelimenin anlam alanı sözlük verisidir, aralarındaki bağı kuran benim.
Ayetin sorduğu soru, ilk bakışta bir tehdit gibi durur: "başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" — yani bırakılmayacaksın, hesap var.
Südâ olmak, kimsenin umursamaması demektir. Sürüden düşmüş, arkasından gelinmeyen, sayımı tutulmayan hayvanın hali. Kelime bir özgürlük değil, bir terk edilmişlik adıdır.
Yani ayet şunu da söylüyor olabilir: başıboş bırakılmak istediğin şey, aslında hiç kimsenin seninle ilgilenmemesidir. Hesap sorulmaması, önemsenmemektir.
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum; kelimenin çobanlık alanından geldiği ise sözlük verisidir. Ayetin siyakı uyarıcıdır; ama kelimenin lafzı bu yöne de açıktır.