فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ
Kökün merkezi, ayeti tamamen aydınlatıyor: şefaat, tek başına yeterli olmayan birinin yanına bir ikincisinin eklenmesidir. Yani şefaat, bir zayıflığın tamamlanmasıdır.
Bu, Kur'an'ın en dikkatle ele alınması gereken konularından biridir ve Bakara 2/48'de dengeli biçimde işlendi.
Orada kurulan denge şuydu ve burada da aynen korunuyor: Kur'an şefaati mutlak olarak reddetmiyor; onu izne bağlıyor. İki ayet grubu birlikte okunmalıdır:
Ve Bakara'de kaydedilen çözüm burada da geçerlidir: ikinci ayet bir soru kalıbıyla, şefaatin imkânsız olduğunu değil, izne bağlı olduğunu bildirir. Yani reddedilen şey, şefaatin kendisi değil; izinden bağımsız, garantili, satın alınabilir bir aracılık tasavvurudur.
Ama bu ayetin eklediği bir şey var ve kaydedilmeli: ayet, şefaatin işlemediği bir durum tarif ediyor — ve o durumu az önce saymış.
Yani ayet şefaati genel olarak reddetmiyor; belirli bir durumda işlemediğini söylüyor. Ve o durum, dört maddeyle tarif edilmiş.
Bu okumayı kendi çıkarımım olarak kaydediyorum ve Bakara'nin kurduğu dengeyi bozmadığını belirtiyorum: orada da şefaatin "kimin için, hangi şartla" sorusunun açık bırakıldığı kaydedilmişti.
Aynı kök iki kez, masdar + ism-i fâil çoğulu. Bu, Arapçada bir kapsam genişletme kalıbıdır: "kim şefaat ederse etsin."
Ve bu kapsam genişletme, Bakara'de kaydedilen çerçeveyle uyumludur: reddedilen şey belirli bir aracı değil, aracılık üzerinden kurulmuş bir güvence fikridir.