قُلْ إِنَّمَا أَدْعُو رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِهِ أَحَدًا
İnnemâ, Arapçada kasr/hasr (sınırlandırma) bildirir: "sadece, yalnızca". Bir hükmü bir şeye tahsis eder ve dışındakileri keser.
Cümle bu edat olmadan da kurulabilirdi: "Rabbime dua ederim." Edatla birlikte anlam şu hale geliyor: "Yaptığım şey bundan ibarettir."
Bu, 19. ayetteki sahneye verilen doğrudan cevaptır. Kalabalık üşüşmüş, merkezde bir adam var. Adam ne yapıyor? Sadece dua ediyor. Başka bir şey değil.
Fiil 18. ayetten geri dönüyor. Orada emir vardı: fe-lâ ted'û — dua etmeyin (Allah ile birlikte başkasına). Burada haber var: ed'û rabbî — Rabbime dua ederim.
Aynı fiil, iki ayet arayla: biri yasak, biri uygulama. Emri veren makam, emrin elçi tarafından uygulandığını hemen ardından kaydediyor.
Yine Rab ismi ve yine birinci tekil izafetle: "benim Rabbim". Sûrede bu tamlama üç kez geçecek: 20, 22 (min dûnihî), 25 (rabbî).
İzafetin işlevi şudur: Peygamber, kendisiyle Allah arasındaki ilişkiyi kulluk ilişkisi olarak tanımlıyor — muhataplarınkiyle aynı tür bir ilişki. 19. ayette "Allah'ın kulu" diye anılan kişi, burada kendi ağzından aynı şeyi söylüyor.
Cümle, 2. ayetin neredeyse birebir tekrarıdır. Cinler demişti: "ve len nüşrike bi-rabbinâ ehadâ" — "Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız."
| 72/2 (cinler) | 72/20 (Peygamber) | |
|---|---|---|
| Kip | len nüşrike — gelecek, kesin olumsuz | lâ üşrikü — geniş zaman, süregiden |
| Anlam | "Asla ortak koşmayacağız" | "Ortak koşmam" |
| Konum | Yeni iman etmiş; taahhüt veriyor | Zaten öyle; hal bildiriyor |
Yeni iman edenin dili gelecek zamandır — bir söz veriyor. Elçinin dili geniş zamandır — bir durum bildiriyor. Fark küçük ama iki konumu tam olarak ayırıyor.