وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ · وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ
Ve'l-veznü yevmeizini'l-hakku fe-men sekulet mevâzînühû fe-ülâike hümü'l-müflihûn · Ve men haffet mevâzînühû fe-ülâike'llezîne hasirû enfüsehüm bimâ kânû bi-âyâtinâ yazlimûn
"O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. · Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmeleri yüzünden kendilerini ziyana uğratanlardır."
Bu iki ayet, Kâria 101/6-9 ve Mü'minûn 23/102-103 ile birebir aynı yapıdadır (fe-emmâ men sekulet mevâzînüh… ve emmâ men haffet mevâzînüh). Enbiyâ 21/47'de (el-mevâzîne'l-kıst) ve Şûrâ 42/17'de (ve enzele … el-mîzân) kök ayrıca işlendi. Oraya dayanıyorum ve و-ز-ن kökünü yeniden çözmüyorum.
| Yer | Cümle | Sonucun adı |
|---|---|---|
| Kāria 101/6-9 | Fe-hüve fî îşetin râdıyeh / fe-ümmühû hâviyeh | Yer — nereye gideceği |
| Mü'minûn 23/102-103 | Fe-ülâike hümü'l-müflihûn / hâlidûn | Süre — kalıcılık |
| A'râf 7/8-9 | Hümü'l-müflihûn / hasirû enfüsehüm | Kayıp — neyi kaybettiği |
A'râf'ın eklediği kelime hasirû enfüsehümtir: "kendilerini ziyana uğrattılar". Ölçünün karşılığı bir yer ya da bir süre değil, kişinin kendisi.
Cümle isim cümlesidir ve haberi belirlidir (el-hakk). Arapçada haberin belirli gelmesi hasr bildirir: "o gün tartı — işte o, haktır."
| Okuma | El-hakk nedir | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Haber | "O gün tartı haktır" — gerçekleşecektir |
| 2 | Veznin sıfatı / mübtedanın haberi olarak "adalet" | "O gün gerçek tartı vardır" — eksiksiz ölçü |
Arapçada zaleme çoğunlukla doğrudan geçişlidir (zalemnâ enfüsenâ, 7/23). Bi- ile gelişi "bir şey konusunda haksızlık etmek, bir şeyi yerli yerine koymamak" anlamını verir.
ظ-ل-م kökünün somut anlamı "bir şeyi kendi yerinden başka yere koymak"tır; kök Lokmân 31/13'te (inne'ş-şirke le-zulmün azîm) işlendi. Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: cümle "âyetlerimizi inkâr ettiler" demiyor; "âyetlerimiz konusunda haksızlık ettiler" diyor — yani âyeti, olduğu yerden başka bir yere koydular. Ve tam bu fiil, sûrenin 103. ayetinde Fir'avn ve kavmi için de kullanılacak: fe-zalemû bihâ ("âyetlere haksızlık ettiler"). İki yerde aynı nadir dizim. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.