فَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلْمُرْسَلِينَ · فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ
Fe-le-nes'elenne'llezîne ürsile ileyhim ve le-nes'elenne'l-mürselîn · Fe-le-nekussanne aleyhim bi-ılmin ve mâ künnâ ğāibîn
"Andolsun, kendilerine elçi gönderilenlere de soracağız, gönderilen elçilere de soracağız. · Andolsun, onlara bilerek anlatacağız; çünkü biz hiçbir zaman uzakta değildik."
| Kim | İfade |
|---|---|
| Muhataplar | Ellezîne ürsile ileyhim — kendilerine gönderilenler |
| Elçiler | El-mürselîn — gönderilenler |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sorgunun elçileri de kapsaması, Mâide sûresinde İsâ'ya sorulan soruyla (5/116) ve Şuarâ'nın "senin işin tebliğdir" hattıyla yan yana durur. Ama burada bir suçlama yok; fiil yalnız sualdir.
Ve le-nes'elennenin iki kez tekrarlanması, tek bir cümlede iki mef'ûl sıralamaktan farklıdır. "Hem şunlara hem bunlara soracağız" denmiyor; fiil her biri için ayrı ayrı yeniden kuruluyor. Bu, dizimden okunabilen bir vurgudur.
Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: olumsuz bir isim cümlesi. "Biz hazırdık" denmiyor; "biz gaib değildik" deniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: ğayb kelimesi Kur'an'da genellikle insanın erişemediği alan için kullanılır (Bakara 2/3, Cin 72/26). Burada aynı kök, olumsuzlanarak Allah için kullanılıyor: insanın gaybı vardır, O'nun gaybı yoktur. Ve fe-le-nekussanne aleyhim bi-ılmin ifadesi de aynı yere bakıyor: anlatım, tanıklığa değil ilme dayandırılıyor.