وَٱتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ
Vettehaze kavmü Mûsâ min ba'dihî min huliyyihim ıclen ceseden lehû huvâr, e-lem yerav ennehû lâ yükellimühüm ve lâ yehdîhim sebîlâ, ittehazûhü ve kânû zâlimîn · Ve lemmâ sükıta fî eydîhim ve raev ennehüm kad dallû kālû le-in lem yerhamnâ rabbünâ ve yağfir lenâ le-nekûnenne mine'l-hâsirîn
"Mûsâ'nın ardından kavmi, ziynet eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykeli edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara bir yol göstermediğini görmediler mi? Onu edindiler ve zalimler oldular. · Ellerine geçirildiğinde ve saptıklarını gördüklerinde: 'Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka kaybedenlerden oluruz' dediler."
ج-س-د kökü. Enbiyâ'de kaydedilmişti ve oraya dayanıyorum: dilciler cesed ile cism arasında bir ayrım kaydeder — cesed, canlılık belirtisi olmayan gövde için kullanılır.
خ-و-ر kökü: sığırın böğürmesi. Tâhâ 20/88'de kaydedilmişti: kelime Kur'an'da yalnız burada ve Tâhâ 20/88'de geçer. Oraya dayanıyorum.
Ayet ikisini aynı cümlede veriyor: cansız bir gövde ve bir ses. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin kendi kelimeleridir.
Ve sesin nasıl çıktığı ayette söylenmiyor. Klasik kaynaklarda ayrıntılı izahlar aktarılır; bu tefsirde onlara girilmez, çünkü metin girmiyor ve sıhhatleri verilemiyor (STYLE).
Ayetin kurduğu delil kaydedilmelidir ve bu, sûrenin en somut ölçülerinden biridir: iki eksiklik sayılıyor.
| # | Eksiklik | Karşılığı sûrede nerede |
|---|---|---|
| 1 | Lâ yükellimühüm — konuşmuyor | 143: ve kellemehû rabbüh — Rabbi Mûsâ ile konuştu |
| 2 | Lâ yehdîhim sebîlâ — yol göstermiyor | 146: sebîle'r-rüşd / sebîle'l-ğayy — yol meselesi |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki ayetin kelimeleridir: ayet, buzağıyı beş ayet önce anlatılan şeyle karşılaştırıyor. Orada konuşma vardı; burada yok. Ve ölçü, tapılan şeyin görüntüsü değil, ne yapabildiğidir.
Ve bu ölçü sûrenin son bloğunda genişletilerek tekrarlanacak (7/191-198): orada çağrılanların ne yapabildiği tek tek sayılacak. Bu bağ orada kapanacaktır.
Bu ifade Arapçada bir deyimdir ve dilciler üzerinde durur. Kelimesi kelimesine: "ellerinin içine düşürüldü". Deyim olarak anlamı: şiddetli pişmanlık ve şaşkınlık.
Bunu bir dil kaydı olarak veriyorum ve deyimin resmini şöyle açıklayan izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum: pişman olan kişinin elini ısırması ya da elini eline vurması — pişmanlığın bedensel karşılığı.
Ve lemmâ racea Mûsâ ilâ kavmihî ğadbâne esifen kāle bi'semâ haleftümûnî min ba'dî, e-aciltüm emra rabbiküm, ve elka'l-elvâha ve ehaze bi-re'si ahîhi yecürruhû ileyh, kāle'bne ümme inne'l-kavme'stad'afûnî ve kâdû yaktülûnenî fe-lâ tüşmit biye'l-a'dâe ve lâ tec'alnî mea'l-kavmi'z-zâlimîn "Mûsâ, öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndüğünde: 'Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemekte acele mi ettiniz?' dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. [Hârûn] dedi ki: 'Ey anamın oğlu! Kavim beni zayıf gördü, neredeyse beni öldüreceklerdi. Düşmanları bana güldürme ve beni zalim toplulukla beraber tutma.'"
- Tâhâ 20/90 min kablü (daha önce) diyerek Hârûn'un uyarısını olayların anlatımının içine geri koyuyor; yani okuyucu, Mûsâ'nın sorusunu duyduğunda cevabı zaten biliyor.
- Hârûn'un kavminden istediği iki şey (ittibâ' ve itâat), Mûsâ'nın Hârûn'dan istediği şeyle aynı kelimelerle ifade ediliyor.
- Tâhâ'da hitap yebneümme ("ey anamın oğlu") biçimindedir ve orada işlendi.
| Tâhâ 20/92-94 | A'râf 7/150 | |
|---|---|---|
| Mûsâ'nın sorusu | Yâ Hârûnü mâ meneake iz raeytehüm dallû, ellâ tettebian, efe-asayte emrî — bir itaat sorgusu | Bi'semâ haleftümûnî min ba'dî, e-aciltüm emra rabbiküm — kavme yönelik bir sitem |
| Fiil | (elle tutma anılıyor: ehaze bi-re'si ahîh — 20/94'ün öncesinde) | Ve elka'l-elvâha ve ehaze bi-re'si ahîhi yecürruhû ileyh |
| Hârûn'un cevabı | İnnî haşîtü en tekūle ferrakte beyne benî isrâîle ve lem terkub kavlî — bir ayrılık korkusu | İnne'l-kavme'stad'afûnî ve kâdû yaktülûnenî — bir güç eksikliği bildirimi |
| Son talep | (yok) | Fe-lâ tüşmit biye'l-a'dâe ve lâ tec'alnî mea'l-kavmi'z-zâlimîn |
Yani iki sûre aynı sahneyi iki ayrı yerinden kesiyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve bunu bir çelişki olarak değil, ayrıntı seçimi olarak veriyorum — Tâhâ 20/20'de aynı yöntem kaydedilmişti.
ٱلْأَسَف — kök أ-س-ف. Yûsuf 12/84 ve Zuhruf 43/55'te kaydedilmişti ve oraya dayanıyorum: kelime Ya'kūb için kullanıldığında üzüntü, Mûsâ için kullanıldığında (ğadbâne esifâ — A'râf 7/150; Tâhâ 20/86) öfkeyle karışık üzüntü anlamındadır. Tekrarlamıyorum.
Ve A'râf'ta iki kelimenin yan yana gelmesi kaydedilmelidir: ğadbâne (öfkeli) ve esifen (üzgün). İki hâl birlikte anılıyor.
وَأَلْقَى ٱلْأَلْوَاحَ — ve fiil kaydedilmelidir: elkā. Bu, sûrede daha önce üç kez geçen fiildir (7/107: fe-elkā asâh; 7/115-116: immâ en tülkıye / elkū; 7/117: en elkı asâk). Dördüncü geçiş burada, ve nesnesi levhalardır.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı fiilin dört geçişidir: aynı fiil, üç kez bir âyetin gösterilmesi için kullanılmıştı; dördüncüsünde verilen şey bırakılıyor. Ve yüz elli dördüncü ayette geri alınacak: ehaze'l-elvâh. Bu bir izahtır, bir hüküm değil.
لَا تُشْمِتْ بِىَ ٱلْأَعْدَآءَ — kök ش-م-ت: birinin başına gelen kötülüğe sevinmek. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer. Bu, sayılabilir bir veridir.
Ve Hârûn'un son cümlesi kaydedilmelidir: ve lâ tec'alnî mea'l-kavmi'z-zâlimîn. Bu cümle sûrenin kırk yedinci ayetinde birebir geçmişti — A'râf ehlinin ağzında: rabbenâ lâ tec'alnâ mea'l-kavmi'z-zâlimîn.
Aynı cümle, iki ayrı muhatap. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve yapı bölümünde sayılan tekrarlara eklenir.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: dua kendisiyle başlıyor. İğfir lî ve li-ahî — önce kendisi, sonra kardeşi.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve bir hüküm kurmuyorum: cümlenin sırası metinden okunur; sebebi metinde söylenmiyor.
Ve fâsıla kaydedilmelidir: erhamü'r-râhımîn — sûrenin yapı bölümünde, uzun ayetler arasına serpiştirilen kısa kapanışlardan biri olarak anılmıştı. Aynı ifade 7/155'te bir kez daha, hayru'l-ğāfirîn biçiminde kardeşiyle birlikte gelecek.