قُلْ إِنَّنِى هَدَىٰنِى رَبِّىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
"De ki: 'Rabbim beni dosdoğru bir yola iletti: dimdik ayakta duran bir dine, hanîf olan İbrâhim'in yoluna. O, ortak koşanlardan değildi.'"
دِينًا قِيَمًا — ق-و-م kökü: dimdik duran, dengede olan. Kök Kehf 18/2'de (kayyimen) ve Bakara 2/255'te (el-Kayyûm) işlendi.
حَنِيفًا — ح-ن-ف kökü: bir yöne meyletmek, eğrilikten dönmek. Kök Rûm 30/30'da (hanîfen fıtratallâh) işlendi; oraya dayanıyorum.
Ve ayetin sûredeki yeri kaydedilmeye değer: 74-83. ayetlerde İbrâhim'in muhakemesi anlatılmıştı. 161. ayet, o muhakemenin sonucunu bir yol adı olarak veriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sûrenin yapısıdır: sûre, İbrâhim'in yıldıza, aya ve güneşe bakıp hepsinin battığını görmesiyle açtığı bölümü, kapanışta "onun yolu" diyerek bağlıyor. Ve arada, insanların kendi uydurdukları yasaklar ve paylar anlatılmıştı — yani uydurulanın karşısına konan şey, bir kişinin muhakemesiyle bulduğu yol.