يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ
Fiil meçhuldür: gönderilir, kim gönderir söylenmiyor. Mürselât bölümünde bu tercih ayrıntılı işlenmişti ve orada kaydedilen ölçü burada da geçerli: sahne failsiz kuruluyor; olan bitene bakılıyor, yapana değil.
Kelimenin harekesinde bir okuyuş farkı kaydedilir (şüvâz / şivâz). Anlamı değiştirmiyor. İmam adı vermiyorum.
| Görüş | Anlam | Dayanağı |
|---|---|---|
| Bakır | Erimiş bakır | Kelimenin Arapçadaki yerleşik anlamı; nuhâs bugün de bakırdır |
| Duman | Dumansız alevin karşısına konan duman | Dilcilerce kaydedilen ikinci bir kullanım; şüvâz dumansız alevse, nuhâs onun tamamlayıcısı olur |
İkinci görüşün dizim bakımından bir üstünlüğü var ve kaydedilmesi gerekiyor: şüvâz "dumansız alev" diye tarif edildiğine göre, hemen yanında "duman" gelmesi bir çift kurar. Ve sûre baştan sona çiftler üzerine kuruludur.
Kök: ن-ص-ر. Yardım etmek. ٱنْتِصَار (iftiâl babı) — kendi kendine yardım etmek, kendini savunmak, öcünü almak.
İftiâl babının burada işlevi dönüşlülüktür: yardım dışarıdan gelmiyor; kişinin kendisine yardım etmesi söz konusu.
Dizimde bir nükte: ayet "size yardım edilmez" demiyor. "Kendinizi savunamazsınız" diyor. Yani dışarıdan yardımın kesilmesi değil, kişinin kendi imkânının tükenmesi anlatılıyor.
Ve bu, iki ayet önceki meydan okumanın devamıdır: orada geçemeyeceksiniz denmişti, burada savunamayacaksınız deniyor. İki cümle aynı şeyi söylüyor: imkân tarafında bir şey kalmadı.