مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Mühti'îne ile'd-dâ'; yekûlü'l-kâfirûne hâzâ yevmün asir "Çağırana doğru boyun uzatmış koşarlar. Kâfirler, 'Bu, zor bir gün' der."
Kök: ه-ط-ع. Bu kök Meâric'de işlendi. Dilcilerin verdiği tarif: başını dikip gözünü bir noktaya sabitleyerek, boynunu uzatmış halde hızla gitmek.
1. Hız — yürümek değil, seğirtmek. 2. Boynun uzaması — gövde öne eğilmiş, baş ileri. 3. Gözün sabitlenmesi — bakış bir noktadan ayrılmıyor.
Ve bir gerilim var, kaydedilmesi gerekiyor. Yedinci ayette gözler düşkündür (huşşe'an ebsâruhüm); sekizinci ayette bakış sabitlenmiş ve boyun uzatılmıştır (mühti'în). İki tarif çelişir gibi görünüyor.
Klasik izah şudur: huşû' burada zilletin, ihtâ' ise mecburiyetin tarifidir. Yani göz aşağı düşkündür ama beden çağrıya doğru sürüklenmektedir. Direnç yok, istek de yok. Kişi gitmek istemediği yere, gözünü kaldıramadan, hızla gidiyor.
Cümle muzâri kiptedir: yekûlü — "der". Etrafındaki fiiller (yahrucûn, mühti'în) de aynı düzlemdedir; sahne canlı anlatılıyor.
Söyleyenin belirli olması kayda değer. Ayet "insanlar der" demiyor, "el-kâfirûn der" diyor. Yani cümle, o gün herkesin söyleyeceği bir cümle değil; belirli bir grubun söyleyeceği bir cümle.
Kur'an'ın başka yerinde aynı günün müminler için nasıl olduğu söylenir: "Büyük korku onları tasalandırmaz" (Enbiyâ 21/103), "O gün, mümin erkeklerle mümin kadınları, nurları önlerinde koşarken görürsün" (Hadîd 57/12 — Hadîd'de işlendi).
Bu karşıtlık bu tefsirde İnşirâh'de ayrıntılı işlendi (inne mea'l-usri yusrâ) ve tekrarlamıyorum.
| Ayet | Kelime | Kök | Ne diyor |
|---|---|---|---|
| 8 | yevmün asir | ع-س-ر | O gün zordur |
| 17, 22, 32, 40 | velekad yessernâ'l-Kur'ân | ي-س-ر | Kur'an kolaylaştırılmıştır |
Sûre, "zor gün" ile "kolaylaştırılmış kitap" cümlelerini aynı metnin içine koyuyor — ve ikinciyi dört kez tekrarlıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki kökün karşıtlığı dil verisidir; iki ifadenin aynı sûrede bulunması metin verisidir; aralarında kurduğum ilişki benimdir. Ve şudur: sûre bir kolaylık ile bir zorluğu yan yana koyup hangisinin önce geldiğini söylüyor. Kolaylaştırılmış olan şimdi elde; zor olan sonra. Aradaki bağı kuran şey ise nakaratın sorusudur — "öğüt alan var mı?"
عَسِر / عَسِير farkı. Müddessir 74/9'da aynı gün için yevmün asîr denir. Müddessir'de o ayet işlendi. Fark kalıptadır: asir sıfat-ı müşebbehe, asîr mübalağa kalıbıdır; ikincisi daha ağırdır. Buradaki tercihte fasılanın payı vardır — bu sûrenin bütün ayetleri kısa hecelerle r sesine iner ve asîr o kalıba oturmaz. Bunu yukarıdaki fasıla bölümünde tablo halinde vermiştim.