وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
اِسْتِمَاع — kök س-م-ع, istif'âl babı. Ve bu bab burada kasıt ve çaba katıyor: sem' işitmek, istimâ' kulak vermektir.
Nahivciler bunu şöyle çözer: istemi' fiilinin nesnesi hazfedilmiştir ("şunu dinle") ve yevme zaman zarfıdır. Yani "şunu dinle: o gün…" Anlam, anlatılacak olana dikkat çekmektir.
Ama etkisi yine de dikkat çekicidir ve kendi okumam olarak veriyorum: emir, bir haberi dinlemeyi değil, bir sesi beklemeyi ister gibi kuruluyor.
Ve otuz yedinci ayetle bağı vardır: orada elka's-sem' (kulağını verdi) denmişti. Burada aynı kök emir kipinde geliyor. Otuz yedide anlatılan şey, kırk birde emrediliyor.
Kök: ن-د-ي / ن-د-و. Seslenmek, çağırmak — özellikle uzaktan. Nidâ — uzaktan seslenme; nâdî — toplantı yeri (birbirine seslenilen yer); nedve — toplantı (Mekke'deki Dârü'n-Nedve bu köktendir).
Ve ayetin söylediği şey tam olarak bunu tersine çeviriyor: çağırma fiili uzaklık gerektiren bir fiildir, ama çağrı yakın bir yerden geliyor.
Bu karşıtlığı bir gözlem olarak kaydediyorum; kelimenin kök anlamı ile ayetteki kaydı arasındaki gerilim metinde durur.
Bir yazım notu: hem yunâdi hem el-münâdi kelimelerinin sonundaki yâ düşmüştür (yunâdî / el-münâdî değil). Bu, fâsıla gereği yapılan bir hazftir ve on dördüncü ayetteki vaîd için kaydedilen durumla aynıdır.
| Ayet | İfade | Kim/ne |
|---|---|---|
| 3 | rec'un baîd | Diriliş (iddia) |
| 16 | nahnu akrabu ileyhi | Allah — insana |
| 27 | dalâlin baîd | Sapkınlık |
| 31 | ğayra baîd | Cennet |
| 41 | min mekânin karîb | Çağrı |
Bu nakilleri aktarmıyorum, çünkü sıhhatlerini veremiyorum ve Kur'an bu konuda hiçbir ayrıntı vermiyor.
Metnin söylediği tek şey şudur: yakın. Ve bu kayıt, mesafenin herkes için yakın olduğunu ima ediyor — çünkü çağrı tek bir yerden geliyor ve herkes duyuyor.
Ve bu, yine on altıncı ayetle bağlıdır: orada yakınlık kişinin kendi içine kadar iniyordu. Burada çağrının geldiği yer yakındır. İki ayet birlikte okunduğunda şu çıkıyor: mesafe hiçbir yerde yok.