وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ
نَفْس — kişi, can, kendisi. On altıncı ayette aynı kelime "içinde fısıldayan" için kullanılmıştı: mâ tüvesvisü bihî nefsüh. Aynı kelime, iki işte: önce insanın içinde konuşan, şimdi hesaba gelen.
Kök: س-و-ق. Sürmek, önüne katıp götürmek. Sevk — bir şeyi ileri doğru sürmek; sûk (çarşı) — malın sürüldüğü, sevk edildiği yer; sâk (bacak) — yürümeyi sağlayan.
Kökün somut kullanımı hayvan sürmektir: çobanın sürüyü önüne katması. Kelime bir yön verme ve isteğe bakmama taşır.
Kök: ش-ه-د. Görmek, hazır bulunmak, tanıklık etmek. Şehâdet — hazır bulunup gördüğünü söylemek; meşhed — tanıklık yeri; şehîd — hem tanık, hem (Kur'an'daki başka kullanımlarda) canını veren.
Kelimenin kökünde hazır bulunma var — bu, on yedinci ayetteki kaîd (oturmuş, hazır) ve on sekizinci ayetteki atîd (hazır bekleyen) ile aynı alanda duruyor.
| Görüş | Kim |
|---|---|
| İki melek | 17. ayetteki iki alıcı; biri sürüyor, biri tanıklık ediyor |
| Bir melek, bir amel defteri/organ | Süren melek, şahit ise kişinin kendi amelleri ya da uzuvları |
| Bir melek, bir karîn | 23. ve 27. ayetlerdeki karîn ile ilişkilendirilir |
Bu ihtilafta tercih yapmıyorum. Kur'an insanın kendi uzuvlarının şahitlik etmesinden de söz eder ("O gün ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder" — Yâsîn 36/65), ve bu, ikinci okumaya bir dayanak sağlar.
Yirmi birde şehîd, kişinin yanındaki tanıktır. Otuz yedide şehîd, kişinin kendisinin niteliğidir: hazır bulunan, dikkatini vermiş olan.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve şunu ekliyorum, kendi okumam olarak: dünyada şehîd olan (dikkatiyle hazır bulunan) kişi ile âhirette yanında şehîd bulunan kişi, aynı kökle anılıyor. Hazır bulunmayı burada yapmayanın yanına, orada bir hazır bulunan veriliyor.