يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ
"Ey iman edenler! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği bir avla mutlaka sınayacaktır — görmediği hâlde kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu kayıttır: sınama, erişilemeyen bir şeyle değil, tam da erişilebilen bir şeyle kuruluyor. Ve gerekçe açıkça veriliyor: li-ya'leme'llâhu men yehâfühû bi'l-ğayb — görmeden korkan.
| Seçenek | İçerik |
|---|---|
| 1 | Cezâün mislü mâ katele mine'n-neam — öldürdüğünün dengi bir hayvan, Kâbe'ye ulaşan kurban olarak |
| 2 | Keffâratün taâmü mesâkîn — yoksul doyurmak |
| 3 | Ev adlü zâlike sıyâmâ — onun dengi oruç |
Ve hakem belirtiliyor: yahkümü bihî zevâ adlin minküm — iki âdil kişi. Yani denkliği kişi kendi başına takdir etmiyor.
Li-yezûka vebâle emrih — "işinin ağırlığını tatsın diye". Vebâl (و-ب-ل): ağır, sindirilmesi zor olan; vâbil — iri taneli yağmur.
Fıkhî ayrıntılarda (denkliğin nasıl ölçüleceği, kasıtsız öldürmenin durumu, oruç günlerinin sayısı) mezhepler ayrılır; tercih yapılmıyor.
عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ — ve geçmiş için af ilan ediliyor. Aynı ifade Mâide 5/95 dışında Kur'an'da başka yerlerde de geçer; burada hükmün geçmişe yürütülmediği açıkça bildiriliyor.