يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ
"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi bir pisliktir. Ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz."
| Kelime | Kök | Anlam |
|---|---|---|
| el-Hamr | خ-م-ر | Örtmek — hımâr (örtü) aynı kökten; aklı örten |
| el-Meysir | ي-س-ر | Kolaylık — emeksiz kazanç |
| el-Ensâb | ن-ص-ب | Dikili taşlar |
| el-Ezlâm | ز-ل-م | Fal okları — sûrenin 3. ayetinde de geçmişti |
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: ilk iki kelimenin kökleri, yasaklanan şeyin kendi cazibesini adlandırıyor — biri örter, öteki kolaylaştırır. İsimler, sonucu değil çekiciliği kaydediyor.
فَٱجْتَنِبُوهُ — ictinâb (ج-ن-ب): cenb — yan. Fiil "bir şeyi yanına almamak, kenarından geçmek" demektir. Dilciler bunu, "yapmayın"dan daha geniş bulur: temastan uzak durmak.
إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ (91)
| Yön | Ne bozuluyor |
|---|---|
| Yatay | el-Adâvete ve'l-bağdâ' beyneküm — insanlar arası bağ |
| Dikey | Yasuddeküm an zikrillâh ve ani's-salât — Allah ile bağ |
el-Adâvete ve'l-bağdâ' terkibi bu sûrede üçüncü kez geçiyor (5/14, 5/64, 5/91). İlk ikisinde topluluklar arasına düşen ayrılık için, üçüncüsünde müminlerin kendi aralarına düşecek ayrılık için. Bu tekrar metinden doğrulanabilir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir: cümle bir emir kalıbı değil, muhataptan gelen kararı bekleyen bir kalıptır. Ve müntehûn kelimesi, 5/79'daki lâ yetenâhevn ile aynı köktendir (ن-ه-ي) — orada birbirini menetmeyenler, burada kendisi vazgeçenler.
5/93 — لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıralamadır: üç basamak daralarak yükseliyor ve son basamakta ihsân kalıyor. Ve ayet vallâhu yuhibbü'l-muhsinîn ile bitiyor.
Müfessirler ayetin bu üçlü yapısının hangi mertebelere karşılık geldiğinde ayrılır; tercih yapılmıyor. Ancak sümme edatının burada zaman sırası değil derece sırası bildirdiği yaygın olarak kaydedilir.