وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّىٰ نَعْلَمَ ٱلْمُجَٰهِدِينَ مِنكُمْ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَنَبْلُوَا۟ أَخْبَارَكُمْ
"Andolsun sizi deneyeceğiz — ki içinizden cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkaralım ve haberlerinizi deneyelim."
Cümle, bir önceki ayetin ikinci cümlesiyle aynı kuvvetli te'kîdi taşıyor: لَ + نَّ (kasem lâmı + te'kîd nûnu).
Bu, sûrenin yön değiştirdiği yerdir: 20-29 arası "onlar" hakkındaydı; 30'un sonundan itibaren "siz" başlıyor ve 38. ayete kadar sürecek.
ب-ل-و kökü 4. ayette işlenmişti (li-yebluve ba'daküm bi-ba'd). Orada kaydedilmişti: kökün asıl anlamı eskitmek, yıpratmaktır; ve denemek ile eskitmek arasındaki bağ, kullanmanın yıpratmasıdır.
| Ayet | İfade | Nesne |
|---|---|---|
| 4 | li-yebluve ba'daküm bi-ba'd | Siz — birbirinizle |
| 31 | le-nebluvenneküm | Siz |
| 31 | ve nebluve ahbâraküm | Haberleriniz |
"Bilelim diye" ifadesi, klasik tefsirlerin üzerinde durduğu bir yerdir: Allah zaten biliyorsa, "bilelim diye" ne demektir?
| # | Görüş |
|---|---|
| 1 | İlm burada vukū bulmuş, gerçekleşmiş bilgi anlamındadır: Allah bir şeyi olmadan önce olacağı olarak bilir, olduktan sonra olmuş olarak bilir. Değişen bilgi değil, bilinenin hâlidir. |
| 2 | Muzâf hazfedilmiştir: hattâ ya'leme ehlü's-semâvâti ve'l-ard — "bilinsin, ortaya çıksın" anlamında. |
| 3 | İlm burada temyîz (ayırt etme) anlamındadır: "ayıralım diye". |
Ve şu kadarını kaydediyorum: hattâ edatı bir gāye bildiriyor. Yani denemenin bir amacı var ve amaç, cümlede açıkça yazılmış.
Kökün asıl anlamı: جَهْد — güç, takat, zorlanma. Cehd, insanın gücünün son sınırına dayanmasıdır. Aynı kökten جُهْد (çaba), إِجْتِهَاد (bütün gücü sarf etme), جَهْد ve مَجْهُود.
Ve müfâale babı burada — 20. ayetteki kıtâlda olduğu gibi — karşılıklılık bildirir: cihâd, karşısında bir direnç olan bir çabadır.
Bu kök Saff bölümünde 61/11'de (ve tücâhidûne fî sebîli'llâhi bi-emvâliküm ve enfüsiküm) ele alındı. Orada kaydedilen çerçeve burada da geçerlidir ve tekrarlamıyorum.
صَابِر — kök ص-ب-ر. Kökün asıl anlamı: bir şeyi bir yerde tutmak, hapsetmek, bağlamak. Sabera nefsehû — nefsini tuttu.
Biri hareket, diğeri duruş. Ve sûre bunu 7. ayette zaten söylemişti: yensurküm (yardım — hareket) ve yüsebbit akdâmeküm (sabitleme — duruş).
Kök: خ-ب-ر. Bu kök Mücâdele, Mülk, Hadîd, Haşr, Münâfikûn, Hucurât ve Zilzâl'de ele alındı (Habîr ismi ve tuhaddisü ahbârahâ bağlamlarında). Tekrarlamıyorum.
Oradan taşınacak kayıt: kökün asıl anlamı bir şeyin iç yüzünü deneyerek öğrenmektir. Habera'l-arda — toprağı sürdü, altını üstüne getirdi. Ve خَبِير (Habîr), yüzeyi değil içi bileni adlandırır.
- نَبْلُوَ — kök ب-ل-و: denemek (kökte: eskitmek).
- أَخْبَار — kök خ-ب-ر: haberler (kökte: iç yüzünü deneyerek öğrenmek).
Bu bir ses ve anlam örgüsüdür ve kaydedilmeye değer. Kelimelerin kök anlamları sözlük verisidir; aralarındaki bu örgüyü ben kuruyorum ve bir kelime oyunu iddiası taşımıyorum.
| Görüş | Anlam |
|---|---|
| 1 | Haberleriniz = yaptıklarınıza dair ortaya çıkacak bilgi; "sicilinizi sınayalım" |
| 2 | Haberleriniz = söyledikleriniz, iddialarınız; "sözlerinizi sınayalım" |
| 3 | Haberleriniz = durumunuz, hâliniz |
Ama ikinci görüş, sûrenin bağlamıyla dikkat çekici biçimde uyumludur — bir önceki ayet sözü konu ediyordu (lahni'l-kavl), ve Saff bölümünün ana meselesi söz ile fiil arasındaki mesafeydi.