فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَٰرَهُمْ
"Peki melekler onların canını alırken, yüzlerine ve arkalarına vurdukları zaman [hâlleri] nasıl olacak?"
Nahivciler bir hazif takdir eder: fe-keyfe yasnaûne / hâlühüm — "nasıl davranacaklar / hâlleri nasıl olacak?"
Ve haziften doğan boşluk, bir belâgat aracıdır — bu, Kur'an'da sık kullanılan bir yöntemdir: söylenmeyen şey, söylenenden daha geniş kalır.
- وَفَّى — tam olarak ödedi.
- وَفَاء (vefâ) — sözü tam yerine getirmek.
- أَوْفَى — tamamladı, eksiksiz verdi. (Mutaffifîn 83/2-3'te ölçüde eksiltme meselesi Mutaffifîn'de işlendi.)
- تَوَفَّى — tam olarak almak.
Ve bu, kelimenin seçiminde duran bir incelik: ölüm, bir şeyin kesilmesi olarak değil, bir şeyin tamamlanması olarak adlandırılıyor.
Bunu dilcilerin kaydettiği kök anlamı üzerinden aktarıyorum; buradan çıkarılabilecek yorumlar için ayet bir dayanak vermiyor.
ض-ر-ب kökünün sûredeki üçüncü ve son geçişi (3, 4, 27). Üçüncü ayette işlenmişti: üç geçiş, üç ayrı anlam.
| Ayet | Kelime | Yön |
|---|---|---|
| 24 | yetedebberûn | Metnin arkasına geçmek — istenen |
| 25 | irteddû alâ edbârihim | Kendi arkasına dönmek — yapılan |
| 27 | vücûhehüm ve edbârahüm | Ön ve arka — kapanan |
Bir gözlem — kendi okumamdır: 25. ayette kişi arkasına dönmüştü; yani bir yön seçmişti. 27. ayette iki yön de vuruluyor. Dönecek yön kalmıyor.
Ve bir usul kaydı: ayetin tarif ettiği sahne (meleklerin canı alırken vurması) Kur'an'da bir yerde daha, neredeyse aynı ifadeyle geçer — Enfâl 8/50: "Melekler o kâfirlerin canını alırken yüzlerine ve arkalarına vururlar" (yadribûne vücûhehüm ve edbârahüm).