ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لِلَّذِينَ كَرِهُوا۟ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِى بَعْضِ ٱلْأَمْرِ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ
Zâlike bi-ennehüm kālû lillezîne kerihû mâ nezzela'llâhu se-nütîuküm fî ba'di'l-emr; va'llâhu ya'lemü isrârahüm
"Bu böyledir: çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara 'Bazı işlerde size itaat edeceğiz' dediler. Allah onların gizlediklerini bilir."
Cümle "size itaat edeceğiz" demiyor. "Bazı işlerde" diyor. Yani bir sınır konuyor, bir pazarlık yapılıyor, bir ölçü tutuluyor.
Sebebi, cümlenin kime söylendiğidir: lillezîne kerihû mâ nezzela'llâh — Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara.
Bir okuma kaydediyorum — kendi çıkarımımdır: "bazı işlerde" kaydı, sözü söyleyeni kendi gözünde temize çıkarır. Kişi tam olarak taraf değiştirmemiştir; sadece bir kısmında uyum sağlamıştır. Ayet bu kaydı kabul etmiyor — ve nedenini bir sonraki cümlede söylüyor.
Bunu bağlayıcı bir tefsir olarak sunmuyorum; ayet "bazı işlerde" kaydının neden yeterli olmadığını açıkça yazmıyor.
Bu ayette tef'îl babı kullanılıyor: نَزَّلَ. Dokuzuncu ayette aynı bağlamda if'âl kullanılmıştı: أَنزَلَ.
| Ayet | Fiil | Bab | Bağlam |
|---|---|---|---|
| 2 | نُزِّلَ | tef'îl (meçhul) | "Muhammed'e indirilen" |
| 9 | أَنزَلَ | if'âl | "Allah'ın indirdiği" |
| 20 | نُزِّلَتْ | tef'îl (meçhul) | Temenni: "bir sûre indirilse" |
| 20 | أُنزِلَتْ | if'âl (meçhul) | Gerçekleşme: "bir sûre indirildiğinde" |
| 26 | نَزَّلَ | tef'îl | "Allah'ın indirdiği" |
Bu, 20. ayette kaydettiğim ihtiyatı doğruluyor: iki bab arasındaki tedricîlik ayrımı klasik kaynaklarda kaydedilir, ama Kur'an'da her yerde tutarlı biçimde uygulanmaz. Bu sûre bunun örneğidir.
| Okuyuş | Yapı | Anlam |
|---|---|---|
| إِسْرَارَهُمْ (isrârahüm) | If'âl masdarı | "Gizlemelerini" — fiil |
| أَسْرَارَهُمْ (esrârahüm) | سِرّ'ın çoğulu | "Sırlarını" — nesne |
Her iki okuyuş da nakledilir. Anlam farkı ince ama gerçektir: biri gizleme eylemini, diğeri gizlenen şeyleri öne çıkarır.
Kök: س-ر-ر. Ve kökün ilgi çekici bir özelliği var: سِرّ (sır — gizli) ile سُرُور (sürûr — sevinç) aynı köktendir. Ayrıca سَرِير (serîr — taht, koltuk) da.
Dilciler bağı şöyle kurar: sevinç, insanın içinde olan bir şeydir; sır da içte olandır. Ortak çekirdek gizlilik ve içerilik olabilir.
Bunu dilcilerin kaydettiği bir izah olarak aktarıyorum; kesin bir türetme ilişkisi olarak sunmuyorum.
Ve cümlenin işi açıktır: söylenen söz gizli söylenmiştir (lillezîne kerihû — belirli bir gruba, ayrı olarak). Cümle, gizliliğin bir işe yaramadığını kaydediyor.
Ve bu, sûrenin bir sonraki bölümünün konusunu açıyor: 29-30. ayetlerde gizlenen şeyin nasıl ortaya çıktığı anlatılacak.