أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجْتَرَحُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَوَآءً مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ
"Kötülükleri işleyenler, kendilerini iman edip sâlih amel işleyenlerle bir tutacağımızı, hayatlarının ve ölümlerinin eşit olacağını mı sandılar?"
Somut anlam: yaralamak, yarmak. Cürh — yara. Ve aynı kökten cevârih gelir: yırtıcı kuşlar ve — dikkat çekici biçimde — insanın organları, yani el, ayak, göz.
Dilciler bağı şöyle kurar: organlara cevârih denmesi, onlarla kazanç elde edildiği içindir; ictirâh da "kazanmak, elde etmek" anlamına gelir. Kökün "yaralamak" dalı ile "kazanmak" dalı, avlanma resmi üzerinden birleşir: yırtıcı kuş yaralayarak kazanır.
Kelime seçimi kaydedilmeye değer: ayet "kötülük yapanlar" için amilû (yaptılar) fiilini kullanmıyor — kazanma ve yaralama anlamı taşıyan bir fiil kullanıyor. Karşı taraf için ise amilü's-sâlihât deniyor.
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Hayatları da ölümleri de bir olsun — yani ayrım hiç yapılmasın |
| 2 | Dünyadaki durumları gibi âhirette de eşit olsun |
| 3 | Yaşarken nasıl yaşadılarsa öyle ölecekler; yani her grubun ölümü kendi hayatına benzer |
سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ — "ne kötü hüküm veriyorlar." Ve fiil yahkümûn — hüküm vermek. Yani karşı tarafın yaptığı şey bir yargı olarak adlandırılıyor. Sûrenin bilgi ekseni burada yargı düzlemine geçiyor: iddia sadece bilgi değil, hüküm iddiasıdır.
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ — ve gerekçe veriliyor: yaratma bi'l-hakktır. Ahkāf 46/3'te aynı kayıt işlendi (illâ bi'l-hakkı ve ecelin müsemmâ); oraya dayanıyorum. Ayrımın dayanağı bir ceza arzusu değil, yaratmanın kendisine konan kayıt olarak veriliyor.