وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِىٍّ فِى ٱلْأَوَّلِينَ · وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِىٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ · فَأَهْلَكْنَآ أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ve kem erselnâ min nebiyyin fi'l-evvelîn · Ve mâ ye'tîhim min nebiyyin illâ kânû bihî yestehziûn · Fe-ehleknâ eşedde minhüm batşen ve medâ meselü'l-evvelîn
"Öncekiler arasında nice peygamber gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar. Biz de bunlardan daha güçlü olanları helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti."
| Ayet | Fiil | Kip | Ne bildiriyor |
|---|---|---|---|
| 6 | erselnâ | Mazi | Olmuş — gönderme |
| 7 | ye'tîhim … yestehziûn | Muzâri | Süregelen — alay |
| 8 | ehleknâ … medâ | Mazi | Bitmiş — sonuç |
Ortadaki ayetin muzâri gelmesi bir bilgi taşıyor. Arapçada muzâri, geçmiş bir bağlamda kullanıldığında sahneyi gözün önüne getirir ve tekrarı bildirir. Yani ayet "alay ettiler" demiyor; "alay ederlerdi, her seferinde" diyor.
Bu, sûrenin ilerideki 23. ayetiyle aynı yapıyı kuruyor: orada da mâ erselnâ … illâ kâle mütrefûhâ denecek — "hiçbir yere göndermedik ki oranın şımarmışları şunu demiş olmasın". Aynı kalıp: olumsuz + istisna.
Dilcilerin verdiği anlam: birini hafife almak, küçümsemek, eğlence konusu yapmak. Hezee bihî / istehzee bihî — onunla eğlendi.
Kalıp dikkat çekicidir: X. bâb (istif'âl). Bu bâb Arapçada çoğu zaman "bir şeyi öyle saymak, öyle bulmak" bildirir — istahsene (güzel buldu), istaskale (ağır buldu). Buradan çıkan tarif şudur: istihzâ, birini "eğlenilecek şey" saymaktır.
Ve bu, kökün ait olduğu aileyi gösteriyor. Sûrede aynı aileden üç kelime daha geçecek ve hepsi ölçü meselesinin içindedir:
| Ayet | Kelime | Kök | Ne yapılıyor |
|---|---|---|---|
| 7 | yestehziûn | ه-ز-أ | Eğlence sayma |
| 32 | suhriyyâ | س-خ-ر | Boyun eğdirme / alay |
| 47 | yadhakûn | ض-ح-ك | Gülme |
| 54 | festehaffe | خ-ف-ف | Hafif sayma |
Dördü de aynı işi yapıyor: karşısındakinin ağırlığını düşürmek. Bunu bir örüntü olarak kaydediyorum ve sûrenin ana meselesiyle bağını gözlem olarak veriyorum: alay, bir tartı işlemidir. Karşıdakini tartıya koyar ve hafif ilan eder.
Hucurât 49/11'de alay konusu ayrıntılı işlendi; oraya dayanıyorum. Orada kaydedilen tespit şuydu: alay eden kişi karşısındakini kendi eğlencesinin aracı hâline getirir — özne olmaktan çıkarır.
بَطْش — kök ب-ط-ش. Kök Kāf'de ve Bürûc'de işlendi. Çekirdeği: bir şeyi şiddetle ve hızla kavramak, yakalayıp çarpmak.
Bürûc'de bu ayet zaten anılmıştı: "Onlardan daha güçlü olanları (eşedde minhüm batşen) helâk ettik" (Zuhruf 43/8).
Karşılaştırma biçimi kaydedilmeye değer: ayet "onları helâk ettik" demiyor. "Onlardan daha güçlü olanları" diyor. Yani muhatap doğrudan tehdit edilmiyor; kendinden güçlüsünün başına gelen anlatılıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı karşılaştırmalı kalıptır (ef'alü min): ayet muhatabı korkutmuyor, ölçeğini düzeltiyor. "Sen ne kadar güçlüsün?" sorusunu sormadan, cevabın çerçevesini veriyor.
م-ض-ي kökü: geçip gitmek, ilerlemek, kesip geçmek. Mâdî (geçmiş zaman) buradandır; seyfün mâdin — kesen kılıç.
| Okuma | Anlamı |
|---|---|
| 1 | Öncekilerin hâli geçip gitti — tarih oldu |
| 2 | Öncekilerin örneği anlatıldı — Kur'an'da geçti, kaydı var |
İkisi de dilce mümkündür ve tercih dayatmıyorum. Kaydedilecek olan, kelimenin sûre içinde döneceğidir: elli altıncı ayette Fir'avn ve kavmi için ve meselen li'l-âhirîn (sonrakiler için bir örnek) denecek.
İki uç yan yana konduğunda görülen şudur: sekizinci ayette örnek geçmişten alınıyor, elli altıncı ayette örnek geleceğe bırakılıyor. Aynı kelime, iki yön.