وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَهُمُ ٱلْبَغْىُ هُمْ يَنتَصِرُونَ
Buradaki kullanımda kelime belirli takı almış: el-bağy. Nekre olsaydı "bir haksızlık" olurdu; belirli olduğu için "o bilinen haddi aşma" — yani sûrenin daha önce adını koyduğu şey.
| Ayet | Ne isabet ediyor | Kime |
|---|---|---|
| 30 | musîbe | Muhataba — ve sebebi kendi kazancı |
| 39 | el-bağy | Müminlere — ve sebebi başkasının fiili |
Bu ayrım kaydedilmeye değer ve otuzuncu ayette işlenen meseleye dokunuyor: sûrenin kendisi, isabet eden her şeyin kişinin kendi kazancından olmadığını gösteriyor. Otuz dokuzuncu ayette isabet eden şey, açıkça başkasının haddi aşmasıdır.
| Anlam | Nasıl |
|---|---|
| Kendi kendine yardım etmek | Yardımı kendi üzerinde gerçekleştirmek — yani hakkını almak |
| Birbirine yardım etmek | Karşılıklılık |
| Okuma | Ne der |
|---|---|
| 1 | Hakkını alırlar — haksızlığa boyun eğmezler |
| 2 | Birbirlerine yardım ederler — haksızlığa uğrayanın yanında dururlar |
| Ayet | Kelime | Kim |
|---|---|---|
| 39 | hüm yentesirûn | Müminler — vasıf olarak |
| 41 | ve le-meni'ntesara ba'de zulmih | Zulme uğrayan — hüküm olarak |
| (46) | evliyâe yensurûnehum | Yardımcısızlık — olumsuz |
Otuz yedinci ayette "öfkelendiklerinde bağışlarlar" denmişti. İki ayet sonra "haksızlığa uğradıklarında haklarını alırlar" deniyor.
Bu iki vasıf aynı listededir ve birbirini iptal etmiyor. Nasıl olduğu, kırkıncı ayette açıklanacak — ve bu, sûrenin en ince dengesidir.